Osmanlı Tarihinde Bilim -6-
Bu dönemde matematik ve astronomi konusunda da önemli çalışmalar yapıldığı görülmektedir.Dönemin önde gelen astronom ve matematikçisi Mirim Çelebi adı ile ünlü Mahmut b. Mehmet’ir. Ali Kuşçu’nun torunu olan Mirim Çelebi, Hocazade ve Sinan Paşa’nın öğrencisi olmuştur. Matematik, astronomi ve usturlaba dair eserleri olan Mirim Çelebi, 2. Bayezid’in emriyle Dusturu’l- Amel ve Tashihu’l-Cedvel adı ile Uluğ Bey Zic’ine Farsça bir şerh yazmıştır. Ancak belirtmek yerinde olur ki Mirim Çelebi, Batlamyus sistemi üzerine kurulu bilgilerle uğraşıp kitap yazdığı sıralarda, Batı’da, Kopernik, bin yıldan beri bilim dünyasına egemen olan bu Batlamyus sistemini yıkmaya çalışıyordu. 1. Selim döneminde Anadolu kazaskerliğine yükselmiş bulunan Mirim Çelebi , bu hükümdar için, Ali Kuşçu’nun Fethiye adlı eserine bir şerh yazmıştır. Bu vesile ile üzerinde durulması gereken matematikle ilgili önemli bir Arapça eser de 1506 yılında Muslihiddin b. Sinan ’ın kaleminden çıkmıştır.Bu eser Risale-i Eflatuniye adını taşımaktadır. Eser, “Eflatun’un kelimatını Bizanslı alimin şerhi” diye başlamkata ve açıklamanın yazılmasını, Fatihin Bizanslı b bir bilgine emrettiğini söylemekte ve bilginin, Fatih’in ölümü üzerine, bunu oğlu 2. Bayezid’e sunduğunu belirtmektedir. Burada sözü edilen konu, bir sıvıya batırılan bir cismin, hacmine eşit miktarda sıvının ağırlığı kadar ağırlığından kaybedeceğine dain olan ünlü Arşimedes ilkesinden ibaret bulunmaktadır. Bu eserin,Eflatun’un bir eserinin açıklanması gibi gösterilmesi, herhalde, Doğu’da genellikle önemli ve karışık meseleleri “İlahi” lakabıyla anılan Eflatun’a bağlamak adeti ile ilgili olsa gerektir.
2. Bayezid döneminde tıp ile ilgili olarak Ahi Ahmet b. Kemal ’in (s: 251) çalışmalarından söz edilebilir. Ahi Çelebi adıyla ünlü bu hekimin babası Kemal de bir hekimdi. Kendisini, Bayezid saraya almak istemiş ancak o bunu kabul etmemişti.Bununla birlikte oğlu, 2. Bayezid’den itibaren üç padişaha hizmet etmiştir. Ahi Çelebi, böbrek ve mesane taşları üzerine bir eser yazmış,taşın bedende nerelerde olduğunu, belirtilerini, taşın idrar yolunu zedelediği ya da tıkadığı zaman yapılacak tedavi yollarını anlatmıştır. Oldukça uzun ömürlü olduğu anlaşılan Ahi Ahmet b. Kemal, Kanuni zamanında da, başvezir Makbul İbrahim Paşa (öl: 1536)'nın sağlığında İbnu’n-Nefis ’in İbn Sina’nın El-Kanun fi’t- Tıb adlı eserine yazdığı şerhi yani El- Mucezu’l-Kanun (El-Mucez fi’t-Tıb ) adlı eserini Türkçe’ye çevirmiştir. Ahi Çelebi ’nin bu çevirisinin önsözünde, Arapça ve Farsça eserler yanında türkçe tıp kitaplarının azlığından bahsetmesi dikkati çekmektedir. Bu sıralarda iki tane de hastahane yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu hastanelerden biri Edirne’de, öteki de Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan tarafından Manisa’da yaptırılmıştır.Öte yandan bu dönemde adı geçen Ahi Çelebi’nin emri ile Musa Calinus el-İsraili adında bir Musevi hekim,ilaçların sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve nemlilik derecelerini ve kullanılacak miktarlarını gösteren bir küçük risale yazmıştır.Bu eserde ilaçlar dosta faydalı,düşmana zararlı diye ikiye bölünmüştür.Ancak eserin İstanbul’da Üniversite Kitaplığı nüshasında bu satırların kenarındaki bir notta ‘dost düşman ilacı diye bir ayırımın tıp kanunu dışında olduğu ‘belirtilmiştir. Bu notun altında da “Tabib Şifai” imzası bulunmaktadır. Bu eserin bir özelliği de İshak İsraili adında başka bir Musevi hekimin ifadesine dayanılarak ilk defa olarak Arnoldo di Villanova (1234-1310) adlı bir ortaçağ hekiminden bahsetmiş olmasıdır.Bu eserde sık sık İbn Rüşd’ün Külliyat’ından alıntılara da rastlanmkatadır. Öte yandan bu sıralarda Ahmed b. Bali Fakih de Necmeddin Mahmud b. Ziyaeddin İlyas Şirazi (öl. 1330)'nin Havi-i Sağır adı ile ünlü El-Havi fi İlmi’t-Tedavi adlı eserini Mecma’u’l-Mucerrebat adı ile Türkçeye çevirmiş, bu çevirisine kendisi de bazı eklemelerde bulunmuştur. Bu kitapta iç ve dış hastalıklar ile hummalar ve bazı ilaçlarla iligili bilgiler verilmiştir. 15. yy’ın sonların doğru toıpla ilgili bazı önemli çalışmalar da daha çok cerrahi alanında görülmektedir. Bu çalışmaları kısaca özetlemek gerekirse, bu sıralarda, Sabuncuoğlu’nun Cerrahiye-i İlhaniye’si dışında,türkçe yazılmış üç Cerrahi kitabı bulunmaktadır. Bunlar da daha önce hakkında bilgi verdiğimiz Alaim-i Cerrahin ve Cerrah Mes’ud’un Farsça’dan çevirdiği tercüme-i Hülasa fi Fenni’l-Cirahe adıl eseri ile son zamanlarda bulunan ve yazarı bilinmeyen Kitab-ı Cerrah-name’dir. aralarında esas itibarıyla büyük farklar bulunmayan bu eserler, 15. yy Osmanlı hekimliğinin belirli bir ortam ve bilgi düzeyinde bulunduğunu göstermektedir.
Bu bölümü sona erdirirken adını anacağımız bir eser de Yadigar-ı İbn-i Şerif adını taşımaktadır. Halk için yazılmış,bir genel sağlık bilgisi kitabı niteliğinde (s: 252) olan bu eser hakkında kesin bilgi verebilmek için, eserin bilinen yazma nüshalarının gözden geçirilmesi gerekmektedir.
4- 16. YY ve Deniz Coğrafyacıları
Genel olarak 16. yy başlarından 17. yy’ın ilk yıllarına kadar,diğer bir deyişle 3. mehmet’in ölümüne (1603) kadar geçen zaman içinde müsbet bilimler alanında daha önceki devirlerde görülen bir çeşit eğilimin biraz daha durakladığı,ancak deniz coğrafyacılığında önemli bir hamle yapılmış olduğu ileri sürülmüştür(A.A. Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim,4. baskı,İstanbul, 1982). Bununla birlikte son zamanlarda daha 1461 yılında Mürsiyeli İbrahim tarafından yapılan bir harita tesbit edilmiştir. Gerek harita tekniği,gerekse seyir ayrıntıları bakımından önemli olan bu harita (portulan),Tunus'ta yapılmış olup, Akdeniz, Ege ve Karadeniz’in tümü ile batı Avrupa kıyıları ve İngiliz Adalarını içcine almaktadır. Bu başarılı haritadan,denizlerdin sığlığının ve suyüzeyine yakın kayaları gösteren işaretler bakımından, daha sonraki harita yapımlarında,örneğin Piri Reis haritasında yararlanılmıştır.
Haritacılık ve deniz haritacılığı söz konusu olunca bu dönemin üzerinde durulması gereken önemli bir kişisi olarak kuşkusuz Piri Reis hakkında bilgi vermemiz gerekecektir. Bugün elimizde Piri Reis haritasından yapılmış ve 16.yy başlarında;1517 yılında, Mısır’da Yavuz Selim’e sunullmuş yarım bir dünya haritası bulunmaktadır. Bu harita, Kristof Kolomb (Cristobal Colon)'un 1489 yılına ait olup kaybolmuş haritasının bir kopyasıdır. Haritanın Afrika ve Kuzey’de İspanya’dan yukarısı ya eskiyerek kaybolmuş ya da koparılmıştır. Yarım haliyle harita, tam bir dünya haritası değil, sadece İspanya,Doğu Afrika,Atlas Denizi ve Amerika’nın o zaman bilinen parçaları ile Antilles Adalarını içine almaktadır.Öteki kısmının ne olduğu bilinmemektedir. Bu kaybolan kısımla bu haritanın bir dünya haritası oluşturduğu kuşksuzdur. çünük Piri Reis’in bu dönemin ünül yazarı Muradi ile birlikte yazmış oldukları Kitab-ı Bahriye adlı eserinde Hint ve Çin denizlerinin bugüne kadar bu diyarda kimsenin bilmediği yeni çıkan haritalarını da Mısır’da Sultan Selim’e verdiği söylemiseni bakılırsa,söz konusu haritada, o zaman bilinen dünyanın doğu tarafının da bulunduğu kesin olarak ileri sürülebelir. Bugün elde bulunan haritanın Amerika kısmının , Kristof Kolomb tarafından 1489 yılında yapılan ve kaybulmuş olan haritadan yapılmış (s: 253) olduğunu sözü edilen Kitab-ı Bahriye adlı eserde bulunan bazı kayıtlar da doğrulamaktadır. Bu haritada Avrupa ve Afrika ıyılarının ve adaların en iyi bir şekilde çizilmiş bulunması, Piri Reis’in, en yeni İspanyol ve Portekiz haritalarını ve yeni keşifleri dikkatle izlemiş olduğunu göstermektedir.Bu haritaların bir notunda Asor adaları hizasında “bir Ceneviz kükesi,,Flandres’ten gelirken fırtına yüzünden bu adalara çıkagelir ve bu adalar bundan sormludur” denilmesinden Asor adalarının Cenevizliler tarafındanh keşfediloiği düşüncesi ileri sürülmüştür.
Topkapı Sarayı Kitaplığı’nda bu haritadan başka yine Piri Reis’e ait 1528 tarihli bir harita parçası daha bulunmaktadır. Bu harita, deve derisi üzerine sekiz renkle resmedilmiştir ve Atlas Okyanusu’nun kuzeyi ile Orta Amerika’nın o sıralarda yeni keşfediylmiş kıyılarını göstermektedir. Bu harita, belki de,daha büyük bir dünya haritasının kuzey batı köşesinden ibarettir. Özelliği de,buradaki adaların ve bazı kıyıların,birinci haritaya göre daha doğru çiziylmiş olmasıdır. Önceki haritada görülmeyen Yengeç Dönencesi burada çizilmiştir. Yirmiye bölünmüş iki tane mil ölçüsü vardır. Groenland’dan itibaren güney batıya doğru iki büyük kara parçası görünmektedir. Kuzeydekine Bakala adı verilmiş ve portekizliler tarafından keşfedildiği yazılmıştır. Daha aşağıda Newfoundland(Yeniel) kıyıları üzerinde yazılan notta,bu kıyıların Portekizliler tarafından bulunduğu ve bütünüyle bilinmediğine işaret edilmiştir. Daha aşağıda bugünkü şekline çok benzer bir durumda Florida yarım adası göze çarpmaktadır. Kenarda görülen kara parçaları 1517 ve 1519'da keşfedilen Honduras ve Yukatan yarım adalarıdır.Küba, Haiti,Bahamave Antiller,Kolob’un etkisiyle çizilmiş ilk haritadan farklı ve daha doğru olarak gösterilmiş,keşfedilmemiş yerleri ise hiç çizmeden beyaz olarak bırakmıştır. Onun bu davranışından,bilimsel düşüncenin gerektirdiği şekilde hareket etmiş olduğu sonucu çıkarabiliriz.
Amerika’nın bütün dünyanın ilgisini çekmesi Amerigo Vespucci (1451-1512)'nin 1507 yılında yazdığı mektupla başlar. Mektubunda burasının yeni bir kıta olduğunu,buraya “Amerika” adının verilmesini önerir. Ancak yerlilerin, Nikaragua’nın bir bölgesine Amerika demekte olduklarını ve bu adın buradan yayıldığını söyleyenler de vardır. Böylece Amerika kıtası,16. yy’ın ilk yarısından itibaren coğrafyacıların ilgisini çekmeye başlamış,bu ilginin sonucu olarak da haritaları yapılmaya başlanmıştır. Bu akım, görüldüğü üzere Piri Reisi de içine almıştır. Ancak kabul etmek gerekir ki, Piri Reis daha çok, Kitab-ı Bahriye adını taşıyan eserin yazarı olarak ün kazanmıştır. Bu eser,1521 yılında yazılmıştır. Ancak daha sonra Başvezir İbrahim Paşa’nın uyarısı üzerine göjzden geçirilip genişletilerek 1525-26 yılında son şekilini almıştır. Bununla birlikte Muradi'nin Fetihname-i Hayreddin Paşa adlı manzum (s: 254) eserinrde bulunan bazı kayıtlar,durumun tamamıyla böyle olmadığını ortaya koymuş bulunmaktadır. Gerçekten Muradi ,bu eserinde, bundan önce bir kitap yazdığını,bu kitabına Bakir-name adını verdiğini,bu kitapta harita ve pusula bilimleri ile denizcilik ve deniz yolları hakkında bilgi verdiğini belirtmekte ancak bu eser yüzünden ün kazanmış bulunanın Piri Kethüda olduğunu ileri sürmektedir. Muradi’nin bu sözleri inandırıcı görünmektedir. Çünkü o, bu sözlerinin arkasından,gerçekte deryayı ilk önce böylesine gezenin ve gördüklerini,edindiği bilgileri bir bir yazanın Piri Kethuda olduğunu özellikle belirtmekte,ancak onun yazdıklarını bir kenara bıraktığını, bir ‘ehl-i dil’ bulamadığı için,onu “cem edemeyip” “bunca yıl” “yaturmuş” olduğunu ifade ile nihayet kendisinden ricada bulunduğunu,bu rica üzerine bu malzemeyi bir kitap haline getirdiğini,bu durumu,”bir nice yüz”genç ve yaşlının bildiğini kesin bir şekilde açıklamaktadır. Muradi’nin adını andığı “Piri Kethuda”, kuşkusuz Piri Reis’ten başkası değildir.Öyle anlaşılıyor ki Piri Reis, 1524'lerde tersane Kethüdalığı görevinde bulunmuştu. Böylece Muradi’nin eseri Bahirname ile Piri Reis’in eseri olarak tanınan Kitab-ı Bahriye’nin durumlarının ne olduğu,diğer birsdeyişle ikisi arasında ne gibi bir ilişki bulunduğu,önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.Gerçekten,daha önce de işaret ettiğimiz üzere,Kitab-ı Bahriye 1520-21 yılında yazılmış daha sonra 1525-26 yılında bu ilk esere manzum bir bölüm eklenmiştir. Bugün, bu eserin,bu iki şekiline ait yazma nüshalar bulunmaktadır.Paul Kahle tarafından yayınlanan nüsha,eserin ilk şekline H. Alpagut ve F. Kurtoğlu tarafından yayınlanan nüsha da eserin ikinci telifine ait bulunmaktadır. Bu iki telife ait nüshalar arasındaki farkı dikkate alan P. Kahle yazdığı Girişte 1525-26 yılında tamamlandığı belirtilen ikinci telifin Piri Reis’in eseri olmadığını,kendisinden sonra yaşamış olan bir başkası tarafından yazımış olabileceğini ileri sürmüştür. Buna karşılık H.Alpagut ve F. Kurtoğlu,ikinci telifin de Piri Reis’e ait olduğu görüşününü savunmuşlardır.Ancak bu yayıncıların aksine H. Yurdaydın,1952'de Kitab-ı Bahriye’nin Muradi’nin eseri olduğunu iler sürmüştür.1525-26 yılıhda yeniden yazılmış olan eserin manzum sonuç kısmında anlatıldığına göre, hain Ahmet Paşa olayından sonra Başvezir İbrahim Paşa deniz yoluyla mısıra gittiği sırada, (s: 255) Osmanlı filosu büyük bir fırtınaya yakalanmıştı. Bu sırada Paşa’nın gemisinde bulunan Piri Reis’in zaman zaman kitabından yararlandığı,İbrahim Paşa’nın dikkatini çekmişti. Kitabı gören İbrahim Paşa’nın bu kitabın daha düzenli bir hale getirilerek padişaha takdin edilmesi emri üzerine kitap yeniden yazılmıştır. Bu hususun ayrıca,kısa mensur girişte de belirtildiği görülmektedir. Bu ikinci telifin Muradi’nin eseri olduğunu ileri süren H. Yurdaydın’a göre bu konuda eser yazmış Piri Reis’ten başka bir Piri bulunmamaktadır. Ayrıca Piri Reis’e ün sağlamış Bahir-name adlı başka bir eserde söz konusu değildir. Fazla olarak Kitab-ı Bahriye ’nin ikinci telifine ait nüshanın sonunda bulunan ve tarih düşürülmüş olan beyitte yazar “iham” yolu ile yani iki manası olan bir sözcüğün en az kullanılan anlamını kastederek kendi mahlasını da açıklamış bulunmaktadır:
Tamam itdük sözi bulub Muradi
Dedük tarihi ane feyz-i hadi.
... Böylece görüldüğü üzere Bahirname’ye esas olan Piri Reis tarafından toplanan malzemeyi değerlendiren Muradi olmasına rağmen bu eserin yazarı olarak ün salan Piri Reis olmuştur. Bu yüzdender ki Muradi, Kitab-ı Bahriye’nin ikinci telifinden 12 yıl sonra 1538'de yazdığı Fetih-name-i Hayreddin Paşa adlı eserinde durumu açıklamak gereğini duymakta, dernidi dökmekte, bir türlü içine sindiremediği bir haksızlığı gün ışığına çıkarmış bulunmaktadır.
İşte bu ünlü eser özellikle manzum giriş kısmı gözden geçirlidiğinde,yazarın güçlü bir gözlemci ve araştırmacı olduğu, bu özellikleri ile de gezdiği yerleri ve zamanın coğrafya eserlerini incelediği ve eserini böylece yazdığ ıanlaşılmaktadır. Yazar bu manzım kısmı takip eden mensur bölümde,batıda portulan ya da portolano denilen, kıyıları, adaları, limanları,ulaşım için tehlikeli olabilecek yer ve kayaları anlatan denizcilik rehberlerine olan ihtiyacı belirtmekte,ne kadar büyük yapılırsa yapılsın haritalara bu tür bilgilerin sığdırılmasının mümkün olmadığını açıklamaktadır. Yazar daha sonra denizciliğin güçlüğünü ve önemini belrtmek için gel git olayını,limanların sığ ve demir atlaya elverişli yerlerini bilmek gerektiği, rüzgar ve fırtınaların çeşitleri,pusula ve haritanın tarifleri ve “rub’ı meskun” denizlerinin durumları gibi konular hakkında bilgi vermektedir. İşin en ilginç yönü dünya küre şeklinde olduğunun ısrarla belirtilmesi ve yazarın (s: 257) Portekizli bir papaz tarafından yapılmış bir yer küresini gördüğünü belirtmesidir. A.A, Adıvar’a göre yazarın iyi bir şekilde tarif ettiği bu yerküre, büyük bir olasılıkla, Nürnbergli Martin Behaim’in 1492'de yaptığı ünlü yer küresinin bir modeli olacaktır. Bu kişi, 6 yıl Portekizde yaşamış, portekiz gemicileri ile geziler yapmıştı. Bu vesile ile üzerinde durmamız gereken bir husus da,bu eserde,Amerika’nın keşfi ile ilgili herhalde ilk kez bilgi verilmiş olmasıdır.Yazara göre (Kristobal) Kolon (Christophe Colomb) elinde bulunan İskender zamanından ya da İskender zamanında yapılmış bir harita ile yola çıkardak Antilles adaları kıyılmarını keşfetmiştir.
Özetle, Kitab-ı Bahriye , gemiciler için yazılmış bir portulan’dır. Bu tip eserlerde genel olarak haritalar bulunur; limanların, kıyıların özelllikleri,tehlekesiz yollar belirtilir. Bu tip eserlerin en eskisi de Paris Milli Kitaplığı’nda bulunan ve Carte Pisane danilen harita olması söz konusdur. Bu haritanın 13. yy’ın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Ancak bunun da daha eski bir haritadan kopya edilmediğini kimse ileri süremez. Ortaçağ İslam gemicilerinin de bu tür eserler yazdıkları, deniz ve kıyı haritaları yaptıkları ihtimal dışı değildir. Böylece denilebilir ki, bu tip eser yazanlar,görebildikleri önceki eserlerden yararlanmışlar, bu bilgileri kendi tecrübeleriyle sağlamlaştırmışlar,artırmışlardır. Bu bakımdan o sıralarda bilinen İtalyan prtulanları yani deniz reberleriyle Kitab-ı Bahriye arasındaki bazı temas noktaları kuşkusuz bulunabilir. Ancak bu konu ciddi be şeklde incelenmiş değildir. Buna karşın Kitab-ı bahriye ile karşılaştırıldıkları zaman çok ilke kalan İtalyan port deniz rehberlerinin ona örnekli yapmış olması düşünülemez.Kitab-ı Bahriye batıda büyük ilgi toplamı ve hakkında araştırmalar yapılmıştır. Kitab-ı Bahriye’nin yazılışına temel teşkil eden malzemeyi toplamış olan Piri Reis, daha sonraları Süveyş Donanması komutanlığına atanmış, 1551 yılılnad Maskart’ı almış, bi süre de Hürmüz Kalesini kuşatmışsa da daha sonra bu kuşatmayı kaldırıp Basra’ya gelmişti. Kuvvetli bir Portekiz donanmasının Basra’ya yaklaşması üzerine üç gemi ile Basra’dan ayrılmış,anca iki gemi ile Mısır’a dönebilmişti. O sırad basra valisi olan Kubad Paşa’nın Hürmüz Kuşatmasını, aldığı rüşvetler sebebiyle kaldırmış bulunduğunu İstanbul’a bildirmesinin sonucu olarak 1554 yılında Mısır’da idam edilmiştir.
Bu dönemde yaşayan ve Coğrafya özellikle de Hint Okyanusu (s: 258) hakkında bilgi veren diğer bir denzci de Seydi Ali Reis (öl: 1562) tir. Katibi takma adıyla şiirler yazan Seydi Ali Reis, Barbaros Hayerettin Paşa (öl: 1546)'nın maiyetinde çalışmış,astronomi konusunda da bilgisi olan mahir bir denzciydi. halep’te bulunduğu sırada Piri Reis’in Basra’da bıraktığı donanmayı getirmek üzere donanma komutanlığına atandı. Basra’dan donamayı alıp El-Mosandan burnu hizalarında 25 gemilik bir portekiz donanmasıyla savaşa tutşmuş, yenilmiş, Surrat kıyılarında karaya çıkarak,Gücerat, Sind, Maveraünnehir, Horasan ve İran yoluyla karadan ülkesine dönmek zorunda kalmıştı.Ünlü amiral bu yolculuğundan iki eserle birlikte dönmüş bulunuyordu(1557). Bu eserlerden birisi olan Mir’atu’l-Memalik yarı edebi yarı hikaye tarzında bir çeşit seyahatname niteliğindedir. Gördüğü ülkelrede tanıştığı kişiler hakkında bilgi vermiştir.Görüştüğü hükümdarlarla yaptığı konuşmalarda hep ülkesinden ve ülkesinin o sıradaki ünlü hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’dan övgü ile söz açması dikkati çekmektedir. Ayrıca gördüğü ülkelerin içi durumları ile ilgili olarak verdiği bilgiler de ilginçtir. Yalnız müslümanlarla konuşmuş olması ve Hindulardan hiç söz etmemesi bir eksiklik sayılabilir. Büktün bu özellikleriyle Batılı araştırmacıların da ilgisini çeken bu eser Almanca, Fransızca ve İngilizceye çevrilmiştir. Seydi Ali Reis’in deniz astronomisi ve coğrafyayı iyi bilen bir bilgin olduğunu gösteren bir başka eseri daha bulunmaktadır. Muhit adıyla tanınmış olan bu eserin tam adı Kitabu’l-Muhit fi İlmi’l-Ebhur olan bu eser, 1554 yılılnada Hindistan’da yazılmıştır. Yazar bu eserei yazmak için bir çok eski eserden yararlandığı gibi esere kendi gözlem ve sınamalarını da eklemiştir. Eserin deniz astronomisi ve fiziki coğrafya bakımından önemli olan bölümleri daha 1834-38 yılları arasında Joseph von Hammer tarafından İngilzceye çevrildi. Bu çeviri, bazı Avrupalı doğu bilimci ve tahii coğrafya uzmanlarının ilgsini çekmiş, bir süre sonra da Roma Üniversitesi profesörlerinden Luigi Bonelli bu eserin Avrupa kitaplıklarında bulunan iki nüshasını inceleyerek topografik coğrafya ile ilgili bölümlerini İtalyancaya çevirmiş ve 1849'da yayınlanmıştır.
Bu eser üzerindeki çalışma ve çevirilerin bundan sonra da devam ettiği görülmektedir.. Gerçekten Viyana Üniveristesi doçentlerinden Dr. M. Bittner bu eserin Hindistan’ın rüzgar altı rüzgar üstü kıyıları, Hint denizi ada ve takım adaları ve yeni dünyaya ait bir eki içeren dördüncü bölümü (s: 259) ile Hint Okyanusundaki ünlü liman ve adaların kutup yıldızına göre yüksekliklerini parmak ölçüsüyle gösteren bölümünü Almanca’ya çevirmiş ve bu çevirisini Vasco da Gama’nın 1497'de Doğu Hindistan yollarını açmasının dört yüzüncü yılı nedeniyle 1897'de Anma Kitabı yayınlanmıştır. Bittner bu çevirisen Seydi Ali Reis’in eserindeki tarifler üserine yapılmış otuz harita eklemiştir. Bu arada Katip Çelebi, ünlü eseri Cihan-nüma’yı yazarken Cava, Sumatra, Seylan ve öteki bazı adalar hakkında verdiği bilgileri Muhit ’ten almıştır.
Avrupada ve ülkemizde tam metni yayınlanmamış olan bu eser, işaret edilenler dışında, yön bulma, yıldızların aralıklarını ölçülmesi, zaman hesabı, takvim, Güneş ve Ay yılları,astronomiye ait bilgiler, bazı limanlar arasındaki uzaklıklar,mevsim rügarları,bu rüzgarların çeşitli takvimlere göre başlangıç tarihleri, büyük fırtınalar vb. gibi konular içermektedir.Bu bakımdan da gerçekten de yararlı bir portulandır. yararlandığı kaynakları da açıklayan Seydi Ali Reis eserinde kendi tecrübeleriyle edindiği bilgileri de eklemiştir. Piri Reis ile Muradi’nin ünlü eseri Kitab-ı Bahriye’de Amerika’nın bulunuşuyla ilgili düzenli bilgiler verilmiş olduğu halde, kendisinin hiç kimsein duymamış olduğu bir kıtadan yana Amerika’dan bahsedeceğini söylemesi gariptir. Ancak bu konuda verdiği bilgiler dikkatle okunursa burada Christobal Colon’unu keşfinden ziyade Portekzililerin Kanarya adalarından itibaren batıya doğru 20 derece giderek bir kıta bulduklarını ve bu kıtanın batıda 90 derece boylam derecesine kadar ve ekvatorda kuzeyde ve güneyde 60 derece enlem derecesine uzadığını söylemesi, özellikle en güneyde karanlık diyarına arırken Magalaniye(Macellan) boğazından geçildiğini belirtmesinden,Amerika hakkında Kitab-ı Bahriye’de bulunmayan en yeni bilgileri toplamış olduğu anlaşılır. Bu konudaki bilgileri, Kanuni zamanında devlet hizmetine giren, macellan boğazından geçerek dünyayı dolaşmış olan Portekizli bir gemiciden öğrendiğini belirtmektedir.
Seydi Ali Reis’in doğrudan doğruya astronomiye ait de eseri vardır. Bunlardan biri Ali Kuşçu’nun ünlü eseri Fethiyye’nin Hulasatu’l-Hey..e adıyla türkçeye yapılmış çevirisidir. Bu sadece bir çeviri olmayıp esere kendisinin de bazı katkılarda bulunduğu görülmetedir. Bunlar arasında kullandığı bazı astronomi terimleri ile alemin merkezinin Yerin merkezi olduğu ve ağır cisimlerin yerin mekzenie doğru düştükleri ve dağların yüksekleğinin yerinyuvarlaklığını bozamayacağı gibi konular söylenebeliri. yazarı bu konuda Nihayetu’l-İdrak adlı eserde,Çağmini ve kadızade’nin eserlerinden yaralandığı anlaşılmaktadır. Seydi Ali Reis’in hakkında kısaca bilgi verceğemiz bir eseri de Mir’at-ı kainat adındadır. yazar bu eserende, usturlabın yapımı ve kullanılışı, yıldızların yerleri ve Güneş’in yükseltisi, kıblenin ve öğle vaktinin belirtilmesi(s:260), daire çemberlerinin sinüs, kiriş ve tanjantlarının bulunması ve karşı tarafına geçilemeyen bir nehrin genişliğini völçme yöntemi gib konularda bilgi vermiştir.
16.yy deniz coğrafyacıları hakkında bilgi verirken adını anmamız gereken bir kişi de Tunuslu Hacı Ahmed’in 1559 yılında elma ağacı tahtasna çizdiği kalp şekilndeki Türkçe bir düzlem küre haritası,Venedik San Marco Kitaplığında bulunmaktadır. Hacı Ahmed bu haritayı orada tutsak bulunduğu sırada Nurnbergli Johannes Werner’in 1514'te yayınladığı yürek şekildeki projeksiyonla,Orontius’un 1536'daki dünya haritasından yararlanarak çizmiş olması ya da kopya etmesi olasıdır. Ayrıca bu döneme ait ceylan derisi üzerine çizilmiş 7 harita Topkapı’da bulunmaktadır.
Bu dönemde matematik ve astronomi konusunda eser bırakmış kimeselere da raslamktayız. Muvakkitler, büyük camilere ekli odalarda bazı aletlerle namaz ve diğer dinsel vakitleri saptayan “astronomlar”dı! İşte bu dönemde Tuhfetu’z-Zaman ve Haritdetu’l-Evan adı ile gök kürelerinden,yıldızlar, dağlar,denizler,su kaynakları ve yedi iklimden bahseden bir eser yazmış olan Mustafa b. Ali, İstanbul’daki Sultan Selim Camisinin muvakkiti idi. Mustafa, İlamu’l-İbad fi A’lami’l-Bilad adıyla Kanuni’ye sunmuş olduğu eserinde Çin ve Fas arasında yüz önemli şehrin İstanbul’a olan uzaklıkları verilmiktedir.Yazarı bilinmeyen Risaletu’l Ceyb ya da Tahlilu’l-Mikat adılı eserde de “rub-ı müceyyeb” denilen aletin, yani logaritmanın bulunmasına kadarki dönemde İslam dünyasında matematikçi ve astronomlar tarafından bir el hesaplayıcısı gibi kullanılan alet ile yükselti ölçme ,nehirlerin genişliğini ve kıyıların derinliğini ölçem yöntemleri anlatılmaktadır. 3. Murat zamanında Mahmud b. Ali Sipahizade (öl: 1588)'nin yazdığı Evzahu’l-Mesalik ila Ma’rifeti’l-Memalik adlı eserde de yeryüzünün küre içiminde olduğu belirtilmiş,denizler, göller, ırmaklar,dağlar ve şehirler hakıknda bilgi verilmiştir.
Bu sıralarda coğrafya ile ilgili önemli bir eser de 1597'de yazılmış olan Mehmed b. Ömer Bayezid b. Aşık’ın Menaziru’l-Avalim’idir.
Yazar bu eserini yazarken,Ebu’l-Fida, İbnu’l-Cevzi,İbnu’l-Verdi,Kazvini, Yakut, Hamdullahu’l-Mustevfi ve İbn Hordadbih gibi eski büyük yazarlardan yararlanmıştır. Bu eserde gökyşüzü, gök cisimleri,doğal coğrafya,şehirler,hayvanlar ve insanlar hakkında bilgi verilmiştir.
Bu vesile ile hakkında bilgi verilmesi gerken bir eser de 1583’te 3. Murat’a sunulmuş olan Tarih-i Hind-i Garbi ’dir.
(Hüseyin G. Yurdaydın, Türkiye Tarihi 2 s: 249-262 ....)
|