'Atatürkçülüğün Yeri ve Anlamı'
Cumhuriyet 28.03.2007
PENCERE
İLHAN SELÇUK
'Atatürkçülüğün Yeri ve Anlamı'
Aşağıdaki yazı 1968'de, demek ki yaklaşık 40 yıl önce bu köşede
yayımlanmıştı.
Hiçbir yorum yapmadan yine aynı başlıkla yayımlıyorum.
***
1- DEĞİŞİM
İnsan toplumları devamlı değişim içindedirler. Bu değişimi hiçbir güç
durduramaz. Evrenin kanunları evrenin bir parçası olan insan toplumunda da
geçerlidir. Madenler ısıtılınca genişler; su belirli bir sıcaklıkta kaynar.
Toplum işte bu soydan kanunlara bağlıdır. Ne var ki biz toplumun kanunlarını
ancak tarihin laboratuvarında açık-seçik görebiliyoruz. Çünkü madenlerin
ısınması için nasıl bir zaman parçası gerekiyorsa, insan toplumundaki
değişiklik için bir süre gereklidir. Bu süre gereklidir. Bu sürenin bazan
çok uzun oluşu insanları aldatabilir; "hiçbir şey değişmiyor" duygusu
yaratabilir.
Tarihin derinliklerine bakınız: İnsan toplumlarının ilkel yaşayıştan kölelik
düzenine geçtiğini, kölelikten sonra feodalitenin başladığını göreceksiniz.
Feodaliteden sonra gelen burjuvazi, uygarlık tarihinde kapitalizm aşamasına
damgasını basmıştır. Kapitalizmin ardından sosyalizm gelmektedir. Her bir
değişimde, insan toplumlarındaki imtiyazlar biraz daha tasfiye edilmiş,
özgürlük biraz daha kazanılmıştır.
2- DEVRİM
İşte yukarıdaki değişimi insan iradesiyle ileriye doğru hızlandırmak devrimi
yaratır.
Demek ki kölelikten sosyalizme doğru yürüyen evrensel değişimde ileriye
doğru her bir hızlı adım, bir devrim sayılır. Türkiye'de Atatürk
devrimlerinin değeri işte buradadır. Kapitalizmin emperyalizmini Anadolu'da
kan ve ateşle yenmek bir devrimdir; Cumhuriyeti ilan etmek bir devrimdir;
laikliği devlet yönetiminde geçerli kılmak bir devrimdir. Geleceğin toplumu,
Cumhuriyet biçiminde antiemperyalist ve laik olacaktır. Geleceğin toplumuna
giden yolun temel taşlarını büyük iradesiyle yerli yerine koyan Gazi Mustafa
Kemal Atatürk , Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük devrimcidir. Eğer
Atatürk olmasa idi, uzun bir tarih süreci içinde Türkiye gene Cumhuriyete
kavuşacak, laikliği gerçekleştirecekti. Çünkü yakın bir tarihte, dünyada ne
şah, ne padişah, ne kral kalacaktır; yakın bir tarihte bütün insan
toplumları laik olacaktır.
Ama Türkiyemizin bu gidişte şerefle öncelik alması Atatürk sayesindedir.
3- KARŞI-DEVRİM
Yazımıza başlarken toplumun devamlı ve kaçınılmaz değişim içinde bulunduğunu
söylemiştik. Bu değişim ileriye doğrudur. Bu değişimi sosyalizme doğru
hızlandırmak insan iradesiyle nasıl mümkünse ve bunu sağlamak nasıl devrimi
yaratıyorsa; toplumun kaçınılmaz değişimini bir süre için geciktirmek veya
geriye çevirmek de insan iradesiyle mümkündür. İşte toplumun ileriye doğru
değişimini bir süre için geciktirebilen veya geriye çevirebilenler
karşı-devrimci'lerdir. Toplumun tabiî değişim kanunları içinde bu irade
çatışma halindedir.
Türkiye'de bugün ileriye gidişi durdurmak isteyen güçler dışardaki
karşı-devrimci çevrelerle işbirliği halindedirler. Bunların husumeti, Türk
tarihinin en büyük devrimcisi Atatürk üstüne yoğunlaşmaktadır.
4- EMPERYALİZM
İnsanın insanı sömürmesi yanında bir yabancı devletin bir başka milleti
sömürmesi vardır. Bugün Türkiye'de emperyalizm -basit bir tarifle-
yabancıların Türk milletini sömürmesidir, diye tanımlanabilir. Emperyalizm
milli bilincin ve devrimci şuurun uyanmasını istemez. Çünkü bir toplumun
milli bilinci keskinleşir ve bir millette devrimci şuur uyanırsa, sömürücü
güçleri tasfiye etmek imkânları kuvvetlenir. Bunun içindir ki,
emperyalistler Türkiye'de karşı-devrimcilerle ittifak halinde şu programı
uyguluyorlar:
a) Milli bilinci körletmek için ümmetçiliği ve şeriatçılığı körüklüyorlar.
b) Devrimci şuuru uyutmak için devrimci güçleri çürütmeye çalışıyorlar veya
satın almaya uğraşıyorlar.
Eğer milliyetçi güçler yabancı bir devletin nüfuzunu kabullenecek kadar
yozlaşırsa Türk milleti emperyalizme tam anlamıyla teslim olacak ve uygarlık
yarışında ileriye gidiş bir süre için karşı-devrimciler ve yabancı ortakları
eliyle durdurulacaktır.
***
İşte bu açık seçik tablo içinde "Atatürkçüyüm" diyen kişinin, devrimcinin
iradesini hangi yönde kullanacağı bilimsel bir gerçek olarak ortaya çıkar.
"Atatürkçülük" lâf ü güzaf değil, evrenin bilim kanunları içinde değeri,
yeri ve anlamı olan bir tarihi olgudur.
12 Ekim 1968
|