Abonem.COM Forumları  - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım  

Geri git   Abonem.COM Forumları - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım > Atatürk Köşesi > Atatürk ve Hayatı
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Atatürk ve Hayatı Atatürk ün hayati ve gecmisi yaşadıgı olaylar hakkinda..

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 02-07-2007, 15:17
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Exclamation Atatürk'e Ait Sözleri Bu Başlik Altinda Toplayalim.


Arkadaslar; Atatürk'e Ait Sözleri Bu Başlik Altinda Toplayalim. Herkes Bildiği beğendigi Ulu Önder Ata'mizin sözlerini burada paylaşsın Lütfen..

"Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır. " M.Kemal ATATÜRK

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.
Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

*Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

* Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

* Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

* Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

* Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

* Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

* Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

* Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

* Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

* Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

* Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

* Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

* Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

* Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

* Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

* Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

* Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

* İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

* Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

* Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

* Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

* Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

* Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

*Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

* Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

* Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

* Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

* Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

* Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

* Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

* Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

* Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

* Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.


*"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni
alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."

*"Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır."

*"Türk’ün haysiyeti, onuru ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür."

*"Türk milleti güzel her şeyi her medeni şeyi, her yüksek şeyi sever, takdir eder. Fakat muhakkaktır ki, her şeyin üstünde taktir ettiği bir şey varsa o da kahramanlıktır."

* "Bizim milletimiz, vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakar bir halktır."

*"Türk esirlik kabul etmeyen bir millettir."

*"Bizim başka milletlerden hiç bir eksiğimiz yok. Cesuruz, zekiyiz, çalışkanız, Yüksek amaçlar uğrunda ölmesini biliriz."

*"Büyük şeyleri büyük milletler yapar."

* "Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir. Milletimizde bu kabiliyet ve tekamül var olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret yeterli olamazdı."

* "Bu millet kılı kıpırdamadan dava uğruna canını vermeye razı olmasaydı ben hiç birşey yapamazdım."

*"Giriştiğimiz büyük işlerde, milletimizin yüksek kabiliyet ve yüksek sağduyusu başlıca rehberimiz ve başarı kaynağımız olmuştur."

*"Türk kuvvet ve zekasının yenmediği ve yenemeyeceği güçlük yoktur."

*"Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir... Türk çocugu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."

* "Benim hayatta yegane fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir."

* "Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."

*"Türklük esastır. Bu mevcudiyeti tarih içinde araştırmak, birbirini izleyen bir tarih zinciri içinde tesbit edilecek Türk medeniyeti ile övünmek yerinde olur. Fakat, bu övünmeye layik olmak için bugün çalışmak lazımdır."

* "Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük bir gelecege layık ve aday olan bir millettir."

* "Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim."

*"Eskiden dinler, bilimler, sanatlar, bütün bilgelikler ve şiirler, bir merkezden ışığın dağılması gibi doğudan batının karanlık bölgelerine doğru yayılırdı."

* "Bizim halkımız, menfaatleri birbirinden ayrılır sınıflar halinde değil tam aksine varlıkları ve çalışmalarının sonuçları birbirine gerekli olan sınıflardan ibarettir. Bu dakikada dinleyicilerim çiftçilerdir, sanatkarlardır, tüccarlardır, ve isçilerdir. Bunların hangisi diğerinin muarizi olabilir?"

* "Çiftçinin sanatkara, sanatkarın çiftçiye ve çiftçinin tüccara ve bunların hepsinin birbirlerine ve işçiye muhtaç olduğunu kim inkar edebilir?"

*"Bugün vardığımız barışın ebedi barış olacağına inanmak safilik olur. Bu o kadar önemli bir gerçektir ki, ondan bir an bile gaflet, milletin hayatını tehlikeye sokar. Şüphesiz, hukukumuza, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe, mukabil saygıda asla kusur etmeyeceğiz. Fakat, ne çare ki, zayıf olanların hukukuna saygının noksan olduğunu veya hiç saygı gösterilmediğini çok acı tecrübelerle öğrendik. Onun için her türlü ihtimallerin gerektireceği hazırlıkları yapmakta, asla gecikmeyeceğiz."

* "Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı duyar ve riayet ederiz."

* "Türk milleti insanlık aleminin samimi bir ailesidir."

* "Milletler gam ve keder bilmemelidir. Vaktiyle kitaplar karıştırdım. "Dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz" diyorlardı. Başka kitaplar okudum. Diyorlar ki "Bari yaşadığımız müddetçe şen olalım". Ben kendi karakterim itibariyle ikinci hayat görüşünü tercih ediyorum..."

*"Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile ayakta gören adamlar milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Kendisi gidince ilerleme ve hareket durur zannetmek bir gaflettir."

* "Bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını sağlamazsa şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz."

* "Dünyada hiç bir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez."

* "Artık bugün demokrasi fikri daimi yükselen bir denizi andırmaktadır. 20.yüzyıl, birçok müstebit hükümetlerin bu denizde boğulduğunu görmüştür."

*"Türkiye Cumhuriyetinin temeli, kahramanlığı ve Türk kültürüdür."

*"Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik"ten ibarettir.Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir..."

*"Komünizm bu yurdun en büyük düşmanıdır. Görüldüğü yerde ezilmelidir."

*"Türk miletine doğru ve güzeli veriniz, anlatınız, muhakkak kucaklar."

* "Biz daima hakikat arayan, onu bulunca ve bulduğuna kani olunca açıkça söylemekten kaçınmayan insanlar olmalıyız."

*"İlerlemek yolunda vuku bulacam her mühim teşebüssün, kendine göre mühim mahzurları vardır. Bu mahzurların asgari hadde indirilmesi için tedbirde ve teşebbüslerde kusur etmemek lazımdır


* Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek mânevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür. Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.

* Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunludur.

*Hiç bir zafer gâye değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük olan gâyeyi elde etmek için gerekir en belli başlı vasıtadır. Gâye, fikirdir.

*Zafer, bir fikrin istihsâline (elde edilmesine) hizmeti nispetinde kıymet (değer) ifade eder. Bir fikrin istihsâline dayanmayan bir zafer pâyidar olamaz (yaşayamaz). O, boş bir gayrettir.

*Her büyük meydan muhare-besinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.

* Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir fendir.

* Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz.

* Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.

* İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

* Ne mutlu "Türküm" diyene.

* Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

* Bu millete çok şey öğretebildim ama onlara uşak olmayı bir türlü öğretemedim.

* Yurtta sulh, cihanda sulh.

* Memleketin efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.

* Doğruyu söylemekten korkmayınız.

* Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

* Türkiye Cumhuriyeti mutlu, zengin ve muzaffer olacaktır.

* Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

* Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.

* Süngülerle, silahlarla ve kanla kazandığımız askeri zaferlerden sonra, kültür, bilim, fen ve ekonomi alanlarında da zaferler kazanmaya devam edeceğiz.

* Zafer, "Zafer benimdir" diyebilenindir. Başarı ise, "Başaracağım" diye başlayarak sonunda "Başardım" diyebilenindir.

* Egemenlik verilmez, alınır.

* Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.

* Öğretmenler: Yeni nesiller sizlerin eseri olacaktır.

* Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır. Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.

* Biz Türkler tarih boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

* Milletimiz davranışlarında ve gayretlerinde sarsılmaz bir bütünlük gösterdiği için başarılı olmuştur.

* Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

* Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

* Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

* Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

* Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

* Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

* Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

* Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

* Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

* Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

* Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

* Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

* Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

* Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

* Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

* Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

* Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

* Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

* Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

* İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

* Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

* Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

* Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

* Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

* Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

* Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

* Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

* Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

* Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

* Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

*yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

* Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

* Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

* Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

* Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.

__________________







Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 02-20-2007, 21:24
.gezgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Abone
 
Üyelik tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 63
Tecrübe Puanı: 6
.gezgin Paylaşmaya Yeni Başlamış
Standart


türk çalış övün güven

istikbal göklerdedir
__________________
kaderden gelene isyan etme
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 02-25-2007, 23:04
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


ATATÜRK DİYORKİ;

Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz.

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar.

Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.

Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz herhalde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Milli mücadelelere şahsî hırs değil, milli ideal, milli onur sebep olmuştur.

Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır.

Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.

Türk Milletinin istidadı ve kesin kararı medeniyet yolunda, durmadan, yılmadan ilerlemektir.

Medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.

Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarını tatbik edeceğiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.

Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında, durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk Milletinin bu yoldaki hızını, her vasıtayla arttırmaya çalışmak, bizim hepimizin en kutlu vazifemizdir.

İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için kadınlarımız, hattâ erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar; eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa.

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.

Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.

Müsbet bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kudretli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir.

Mualimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmenleri ve eğiticileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle mütenasip bulunacaktır.

Milleti kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet, henüz millet namını almak istidadını keşfetmemiştir.

Dünyanın her tarafından öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.

Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk iktisadiyatı, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.

Türkiye'nin asıl sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve layık olan köylüdür. Onun için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iktisadi siyaseti bu aslî gayeye erişmek maksadını güder.

Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, müstakil, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin belkemiğidir.
__________________







Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 04-23-2007, 20:59
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart


ATATÜRK’ÜN Anıları, İlginç Yönleri, Sözleri....

ATATÜRK’ÜN KİŞİLİĞİNİN İLGİNÇ YÖNLERİ



Ulu Önder Atatürk'ün hayatını, yaptıklarını ve başarılarını bir yazının veya bir kitapçığın satırları arasına sığdırmak mümkün değildir. Olsa olsa O’nu yakından tanıyabilmek için, yaşantısından bazı kesitler alarak O’nu ve kişiliğini küçük bazı pencereler açarak izlemek yolunu seçebiliriz. Bu bağlamda, Atatürk'ün kişiliğini yakalayabilmek için, anektodlar çok işimize yarayabilir. Ancak, Atatürk'ü bir tüm olarak ele alıp, O’nu bütün heybeti ve haşmeti ile daima göz önünde bulundurmadıkça, bütününü bırakın ayrıntıları bile zor yakalayabiliriz. Bakınız, O’nu yakından tanıyan ve hakkında ciltler dolusu kitap yazan bir edibimiz ne diyor!

(Falih Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 13)

"Herkes gibi Atatürk'ün insanlığı iştahlardan, hırslardan, heyecanlardan, gurur ve öfkelerden, zaaf ve kuvvetlerden, iç varlığın düzlerinden, iniş ve çıkışlarından yoğrulmuştur. Eseri bu insanlığın derinliklerinden gelme, kaynaklarından doğmadır. Atatürk'ü ayıklayarak değil, bir tabiat parçası gibi, toplu ve tam ele almalıdır."

Dolayısı ile, anektodlara geçmeden önce, O’nu bir bütün olarak ele almalıyız. Her şeyden önce, O engin bir Türk Milliyetçisi ve bir Türk Hümanisti idi. Sıksanız her damlasından buram buram Türklük akardı. İkinci en önemli belirgin özelliği tüm insanları ve tüm diğer milletleri de sevmesi ve sayması idi. Bu konuda şunları söylemiştir:

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.

Gerçi bize milliyetçi derler. Ama, biz öyle milliyetçileriz ki, işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz.

Onların milliyetlerinin bütün icaplarını tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz her halde hodbince ve mağrurca bir milliyetçilik değildir.

Askerliğe de, savaşlara da, hep mecbur olduğu için girmişti. Türk milliyetçiliğinden sonra derdi, günü hep evrensel barıştı. O’nun için kurtuluştan hemen sonra 'Yurtta sulh! Cihanda sulh!' O’nun ilk özdeyişlerinden biridir. İşte bu yönü ile, ebedi insan sevgisi ile dolu evrensel bir hümanistti. Ona hangi pencereden bakarsanız bakınız, O’nun sözlerinin ve yaptıklarının, daima biri Türk Milliyetçiliği, diğeri evrensel barış olmak üzere iki belirgin kalıtımsal özelliğin ışığı ve bu iki temel kişilik yapısının güdümü altında olduğunu görürsünüz.

Ulu Önder Atatürk'ün söz ve eylemlerinde Türk Milleti sevgisi bir yandan, insan sevgisi ve evrensel barış diğer yandan olmak üzere, daima bu iki engin sevgi yumağının etkisi vardır. İşte bu yoğun sevgi ve inanç yumağı, kısacık ömrü içinde, O’nu bir değil beş kere 'dahi' yapmıştır, O’na beş ayrı lider vasfı kazandırmıştır.

"Dahi odur ki, ileride herkesin takdir ve kabul edeceği şeyleri ilk ortaya koyduğu vakit, herkes onlara delilik der.", 1926 (Mustafa Kemal Atatürk)

Mısır'da, M.Ö. 15OOO' lerde yaşadığı rivayet edilen ve Kuran’da kendinden iki yerde sitayişle bahsedilen Hz. İdris (Hermes) 'e de, Lâtince trimegistus, yani üç kere majestik denilirdi. Çünkü, Hermes hem bir devlet adamı, hem bir dini lider ve hem de bir bilim adamı olarak üç ayrı mümtaz vasfı birden üzerinde taşıyordu. İşte bu nedenle, Antik Mısır tarihinden esinlenerek , Atatürk'e de Lâtince quintimegistus yani beş kere majestik demek yanlış olmaz. Atatürk'ün beş kere majestik olduğu özelliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz:

1. Atatürk askeri bir 'deha' idi.
2. Türkiye Cumhuriyeti O’nun 'Dehası’nın eseridir.
3. Barışçı, örnek ve 'dahiyane' bir devlet adamı idi.
4. Atatürk 'dahiyane' bir devrimci idi.
5. Atatürk kalıcı ve yaşayan bir dehadır.

Atatürk'ün belli başlı bu beş deha özelliği, sözlerinden ve başarılarından alınan bazı kesitler yardımı ile, aşağıda sırası ile açıklığa kavuşturulacaktır. Atatürk'ün Türk gençliğine çeşitli zamanlarda verdiği şu öğütler bile aslında O’nun eylem plânını ve başarıya ulaşmadaki sırlarını veciz bir şekilde özetler :

"Kalbinde ve vicdanında manevî ve kutsal değerlerden başka zevk taşımayan insanlar için, ne kadar yüksek olursa olsun, maddi makamların hiç bir kıymeti yoktur. Bir insan, hayatında büyük bir muvaffakiyet gösterebilir, fakat yalnız onunla övünerek kalmak isterse, o muvaffakiyet de unutulmaya mahkûm olur. Onun için çalışmak ve daima muvaffakiyet aramak herkes için esas olmalıdır."

"Ben bir işte nasıl muvaffak olacağımı düşünmem. O işe neler mani olur diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür. "

"Verdiğiniz emrin yapılmasından emin olmak istiyorsanız, tâ en son gerçekleşme ucuna kadar kendiniz onun başında bulunmalısınız."

"Muhterem gençler, hayat mücadeleden ibarettir. Bundan dolayı hayatta yalnız iki şey vardır. Galip olmak, mağlup olmamak . Size, Türk gençliğine devir ve emanet ettiğimiz vicdani görev, yalnız ve daima galip olmaktır ve eminim daima galip olacaksınız. Milletin yücelmesi uğrunda yapılacak işlerde, atılacak adımlarda katiyen tereddüt etmeyin. Milleti o yüce hedefe götürmek için konulacak engellere hep birlikte mani olacağız. Bunun için dimağlarınıza, malûmatınıza, icap ederse bileklerinize, pazılarınıza, bacaklarınıza müracaat edecek, fakat neticede mutlaka ve mutlaka o gayeye varacağız."

"Her gün, sabah, akşam, gece, ne zaman sırasına getirebilirseniz bir çeyrek, yarım saat, ne kadar vakit ayırabilirseniz kendi içinize çekilin, o gün yaptığınız işi göz önünden ve düşüncelerinizin tartısından bir defa geçirin, ne ettiğinizi, ne işlediğinizi her gün bir defa kendi kendinize yoklayın. Şuurunuzdan alacağınız cevapların ne kadar faydalı olacağını tasavvur edemezsiniz. "

"Büyüklük odur ki, kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için hakikî mefkure ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda mukavemetli olacaksın. Önünde namütenahi manialar yığılacaktır. Kendini büyük değil küçük, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın, ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere güleceksin."



1. ATATÜRK ASKERİ BÎR DEHA İDİ

Atatürk, Filistin, Trablus garp, Bin gazi, Muş, Suriye cephelerinde, daha sonra Ana fartalar, Arı burnu, Sakarya ve Dumlupınar savaşlarında, daima başarılı ve çarpıcı komutanlıklar sergiledi. Daha genç bir subay iken, kendi ülkesinde ve Avrupa'da katıldığı çeşitli manevralarda gösterdiği ustalıklar ve uyguladığı taktikler, verdiği emirler ve harp sahalarında kazandığı zaferlerle Atatürk, ne kadar başarılı bir komutan olduğunu tarih sayfalarına altın harflerle yazdırmıştır. Şu altı küçük anekdot bu askeri dehanın emarelerini bütün çıplaklığı ile yansıtmaktadır:

1.1. "Az olur!"

(Falih Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s.89)

Aşağıdaki anekdot, Atatürk'ün ağzından kaleme alınmıştır:

Karargâhı ( Eceabat İlçesi ) Yalova'da bulunan Ordu Komutanı Liman Von Sanders Paşa telefonla beni aradı. Konuşmamıza aracılık eden Kurmay Başkanı Kâzım Bey idi. Sorduğu şu idi: "Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl tedbir almayı düşünüyorsunuz? ". Durumu nasıl gördüğümü ve nasıl tedbirler almak gerektiğini çoktan bütün ilgili olanlara belirtmiştim. Hepsi cevapsız kalmıştı, dedim ki;

- "Durumu nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir tedbir kalmıştır!"
- O tedbir nedir?
- Bütün komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur!
Alaylı bir sesle,
- Çok gelmez mi?
- Az gelir ! dedim.

Telefon kapandı. 8/9 Ağustos gecesi saat 21:50'de bana Anafartalar Grubu Komutanlığına tayin edildiğimi bildirdiler. Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat, ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim! Daha önce kararlaştırdığım saldırıyı kendim yöneterek düşmanın üstün kuvvetlerini gerilettim. 10 Ağustos sabahı tan yeri ağarırken düşman üzerine süngü ile atılmak için hazırladığım asker saflarının önüne geçerek kuvvetlerimi düşman üzerine attım. Düşman ortalık ağardıktan sonra Conkbayırı'nı denizden ve karadan büyük çapta toplarla dövmeye başladı. Bütün Conkbayırı dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes tevekkülle sonunu bekliyordu. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doldu. Olan bitenleri seyrederken, bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimdeki saati paramparça etti. Etime giremedi. Yalnız deride bir kan lekesi bıraktı. Bu parçalanmış saati sonra bu günün hatırası olarak Liman Von Sanders Paşaya verdim. O da aile armalı saatini bana hediye etti.

1.2. "Zaferini tebrik ederim Paşam!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 293)

Sakarya muharebelerinin sonlarına doğru idi. Erkân-ı harp zabiti cepheden alınan son malûmatı umutsuz bir ses tonu ile, kaburgaları kırık olduğu için yatakta yatan Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal'e okuyordu. Malûmat meyanında, cephe kumandanlarından biri Seyit Gazi veya Döğer'in şark veya şimalinde düşmanın taze kuvvetler aldığından ve yeni bir düşman fırkası görüldüğünden bahsediyordu. Paşa kaşlarını çatarak " Hayır! Orada düşman fırkası olamaz ve yoktur! Yazınız, iyi baksınlar ! " dedi. Başkomutan, raporu verenin, Yunan cephesinin bir kanadından diğer kanadına geçen kuvvetleri yeni kıtalar sanmış olduğunu anlamakta gecikmedi. Bu aktarma ancak bir çekilme hareketi olabilirdi. Erkân-ı harp zabiti dışarı çıktıktan sonra Başkomutan İsmet Paşaya dönerek ; " Zaferinizi tebrik ederim Paşam! Hemen karşı taarruz emri veriniz!" dedi. Erkân-ı harp zabiti gittikten sonra orada iki saat daha kaldı. Öğle yemeği yenilirken zabit tekrar geldi. "Haber aldım, filhakika orada düşman fırkası yokmuş efendim!" dedi. Cephedeki kumandan gözle görülen bir düşman fırkasından bahsederken, Gazi Paşa yattığı yerde, altı yüz kilometre uzaktan, orada düşman fırkası olmadığım görüyor ve ihtar ediyordu.

1.3. Yerine Çavuş gönderirim !"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 293)

Sakarya muharebeleri sırasında bir kibrit kıvılcımından atı ürkünce, Atatürk yere düşüp kaburgalarını kırmıştı. Başkomutan cephede, oradan oraya sedye ile dolaştırılıyordu. Savaşın kritik bir anında, yukarıdaki anekdotta adı geçen hemen karşı taarruz emri verildikten çok kısa bir süre sonra, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa ( Çakmak ) odasına geldi. Kolordu Komutanı Kemal ettin Sami Paşadan bahisle ; "Kendisini taarruza kaldıramıyoruz. Emri doğru bulmuyor. Sedye ile de olsa telefon başına kadar gidip konuşabilir misiniz ? "dedi. Sedye ile telefon başına giden Başkomutan, Kolordu komutanına hitaben ;" Taarruz olacaktır ! Sen olmazsan yerine bir çavuş gönderirim, gene taarruz ettiririz.! " dedi. Mustafa Kemal Paşanın biraz sertçe olan sesini tanıyınca Kemal ettin Paşa, " Ya... Böyle mi tensip buyurdunuz, emredersiniz ! " dedi. Kolordu taarruza geçmiş ve sonuç alınmıştır.

1.4. "Emrim kemiklerinin orada gömülmesidir!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya1, 1968, s. 299)

Sakarya savaşı sırasında bir defa, İsmet Paşayı telefonla arayan Yusuf İzzet Paşa (Tengirşek), lüzumu halinde, geri çekilmenin nereye kadar ve nasıl olacağı hususunda bilgi alamayınca, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istediğini söyler. Telefonu Mustafa Kemal'e verirler ;
- "Beni aramışsınız, buyurun!"
- "Gizli emirlerinizi bildirmediniz. Yani, geri çekilme lâzım geldiği vakit istikametimiz ne olacaktır?"
Pek kızan Mustafa Kemal, daha savaşa girmeden kaçmayı düşünen bu komutana :"Paşa ,paşa! Gizli emrim senin kemiklerinin orada gömülmesidir!" der. Başkomutan, o meşhur "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı şehit kanı ile sulanmadıkça, o yer terk edilemez !" emrini Yusuf İzzet Paşa ile yaptığı bu telefon görüşmesinden sonra vermiştir.

1.5. "Eğri bıçaklarla hücum etsinler!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s. 299)

Sakarya muharebeleri sırasında düşman hatlarımızda tehlikeli bir gedik açmış, genişletiyordu. Bu gedik hemen kapatılmalı, düşman süngü hücumu ile geri çevrilmeli idi. İhtiyat kuvvetlerinin hemen oraya gönderilmesini istedi. İhtiyat kuvvetimiz kalmadığı cevabını verdiler. Yalnız, Giresunlu Osman Ağanın çetesi vardı. Onların da süngüleri yoktu. Mustafa Kemal Paşa :
"Süngüleri yoksa bellerinde bıçakları vardır, düşman üzerine atılacaklar, onu eski yerine kovacaklardır!" diye haykırdı! Bu kahraman çocuklar eğri bıçakları ile Yunanlıları eski yerlerine kadar sürmüşlerdir.

1 .6. "O halde düşmanı 20 km içinde tepeleyin!"

(F. Rıfkı Atay, 'Çankaya', 1968, s.308)

Büyük Taarruz öncesi Afyon'un Çay ilçesinde Kolordu ve Ordu Komutanları toplanmış, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşanın ( Çakmak ) saldırı plânını dinliyorlardı. İsmet Paşa saldırı plânına karşı olduğunu beyan etti. Atatürk' ün Harp Okulu'ndan tabiye hocası, çok sevdiği, takdir ettiği ve kendisine "Hocam" diye hitap ettiği Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyledi. Mustafa Kemal:
- Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Hocam ?
- Evet!
- O halde kesin sonucu bununla almak zorundayız! Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşada bizim geri teşkilâtının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyleyince ;
- Bizim geri teşkilâtımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?
- Hayır Paşam !
- O halde düşmanı yirmi kilometre içinde tepelemek zorundayız!

İkinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa ise, cepheye henüz yeni geldiğinden, bir fikri olmadığı cevabını verir. Bu arada, belki ikisi arasında bir tertip eseri olarak, Fevzi Paşa " Madem ki, Ordunun bana güveni yok, ben çekiliyorum !." diye istifasını verir. Mustafa Kemal de, Genel Kurmay Başkanı çekildiğine göre kendisinin de Baş Komutanlık görevinde kalamayacağını belirtir. Telaşa düşen İsmet Paşa şöyle der ; "Efendim bize fikrimizi sordunuz, söyledik. Yoksa, hepinizin emrinizdeyiz, ne yolda isterseniz öyle hareket ederiz ! " Taarruz sürpriz bir şekilde kuzeyden değil, güneyden, dağlık bölge üzerinden yapılır ve sonuç kesin zaferdir.



2. TÜRKİYE CUMHURİYETİ ATATÜRK'ÜN SİYASİ DEHASININ ESERİDİR!

Altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğunun enkazından, yepyeni bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdu. Birinci Dünya Harbi başında 1914, yılında Osmanlı hükümranlığında bulunan topraklar 1.7 milyon kilometrekare idi ve 22 milyon nüfus yaşıyordu. Orduları her cephede yenik düşmüş Osmanlı Hükümeti'ne 1918 yılında imzalattırılan Sevr Muahedesine göre, topraklar Ankara ve çevresindeki 100 bin kilometrekarelik bir yöreye, nüfus ise 1 milyon kişiye düşüyordu. Atatürk'ün dahice yürüttüğü Kurtuluş Mücadelesi'nin ve O’nun siyasi dehasının eseri olarak, Sevr altüst oluyor, 1923'de Lozan Antlaşması ile yaklaşık 770 bin kilometrekarelik bir arazide, 10 milyon nüfusun yaşadığı yeni bir Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor ve tüm dünya ülkeleri içinde şerefli ve saygınlıklı yerini alıyordu.



3. ATATÜRK EVRENSEL BARIŞI SEVEN BİR LİDERDİ!

3.1. İngiltere Başbakanı Loyd George'un sözleri

(Niyazi Ahmet Banarh, 'Fıkra ve Nüktelerle Atatürk' 1954, s. 93)

Çeşitli yazarlar, O’nun dönemini yaşamış siyasi ve askeri yetkililer, tarihçiler ve Türkologlar tarafından ulusal ve uluslararası ortamda Atatürk hakkında yazılan araştırma, hatıra ve biyografiler 2400 cildi aşan dev bir kitaplık oluşturur. Atatürk'ü dost olduğu kadar düşman ülkelerin liderleri de övgü ile andılar, O’nun örnek devlet adamlığım veciz bir şekilde dile getirdiler. İşte birkaç örnek;

Türk orduları İzmir'e girer girmez, 1922 yılının Ekim ayında İngiliz parlamentosu fevkalade bir toplantı yaptı. Lordlar kamarası üyeleri yerlerini aldılar. Büyükelçiler de bu tarihi oturuma iştirak ettiler. İlk defa kürsüye İşçi Partisi lideri McDonald çıkarak ;- " Hükümetten şunu sormak istiyorum. Hükümet Anadolu'yu galip devletler arasında paylaşmak maksadıyla Hazineden on binlerce altın aldı. İstanbul ve Boğazlar Büyük Britanya'nın olacak, İzmir Yunanlılara , Antalya ve Konya İtalyanlara, Adana ve havalisi Fransızlara verilecek, Doğuda bir Kürdistan ve müstakil bir Ermenistan kurulacaktı. Ne yazık ki, bunların hiç birisi olmadı, bu taksim projesini Mustafa Kemal'in süngüleri alt üst eti. Bu hususta Hükümetten izahat istiyoruz." dedi. O zaman Başvekil bulunan Loyd George ağır, ağır kürsüye gelerek: "İnsanlık tarihi bir kaç asırda ancak bir dahi yetiştirebiliyor. Şu talihsizliğimize bakınız ki, beklenilen O dahi, bugün Türkiye' de doğmuştur, elden ne gelebilirdi?" diyerek kürsüden indi. Bu cevaba bütün İngiliz Milleti baş eğmek zorunda kaldı. Bundan sonra Loyd George Başvekillikten istifasını verdi.

3.2. Diğer devlet adamlarının sözleri

"Sizlere şunu söyleyeyim ki, ben Atatürk'e sekreter olmak isterdim. Sebebi de, O’nun her akşam sofrasında bulunup yüksek fikirleriyle beslenmek dileğinde oluşumdur.", 1933
Edward Herriot, Fransa Başbakanı

"Norveç Nobel Komitesi Başkanlığı'na ;
"Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşuyla bölgedeki istikrarsız durum sona ermiştir. Teokratik bir rejimle yaşayan, din ve hukuk kavramlarının birbirine karıştığı, çökme sürecindeki bir İmparatorluğun yerini, güç ve hayat dolu, modern ve milli bir devlet almıştır. Barış dünyasına bu değerli katkı, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa sayesinde yapılabilmiştir. Bu nedenle, Yunanistan Hükümeti Başbakanı sıfatıyla, Mustafa Kemal Paşanın Nobel Barış Ödülü'ne adaylığını takdim etmekten şeref duymaktayım." 12.1.1934
Venizelos, Yunanistan Başbakanı

"Sovyet Cumhuriyetler Birliği Dışişleri Bakanı Litvinof, bana Avrupa'nın en kıymetli devlet adamının , Avrupa'da değil, Boğazların gerisinde, Ankara'da yaşadığını, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal olduğunu söyledi." , 1937 Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı

"Savaşta Avrupa’ yı kurtaran, savaştan sonra da milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu değil, Avrupa için de büyük kayıptır.", 1938
Winston Churchil, İngiltere Başbakanı

Atatürk 1938 başlarında manevi kızı Ülkü ile Florya'daki bir yaz günü yaşantısını 20 dakikalık kısa metrajlı bir film olarak F. D. Roosevelt'e gönderdi ve O’nu Türkiye'ye davet etti. Aralarında bir süre sonra hediyeler teati edildi. Atatürk ona bir pul koleksiyonu , ABD Başkanı da Atatürk'e o zaman için çok orijinal olan bir müzik dolabı ( Şişli Atatürk Müzesi'nde en üst katta sergilenmektedir) gönderdi. Atatürk'ün vefatı üzerine, ABD Başkanı gönderdiği mesajda özetle şunları yazdı;
"Üzüntüm iki katlıdır. Birincisi, güvenilir bir dostumuzu ve çağın en büyük devlet adamını kaybettiğimiz için, ikincisi ise böyle bir devlet adamıyla şahsen tanışma fırsatını ebediyen kaçırdığım için.", 1938
Franklin D. Roosevelt, ABD Başkanı

"Tarih çok büyük adamlar gördü. İskender'leri, Napolyon'ları, Washington'ları gördü. Ancak, yirminci yüzyılda büyüklük rekorunu Atatürk, bu Türk oğlu Türk kırdı...", 1938 L'illustration Dergisi, Paris

"Atatürk, tarihte görülmüş olan büyük adamların hiç birine benzemez. Çünkü, O’nun yaptıkları Adem oğullarının yapabilecekleri şeylerden değildir. O büsbütün başka bir insandı." 1938
El Mısri Gazetesi, Kahire

"Atatürk, geride Türkiye' yi etrafında hiç bir düşman devlet kalmaksızın bırakmıştır. Bu, zamanımızda hiç bir liderin başaramadığı bir şeydir." 1938
Völkischer Beobachter Gazetesi, Almanya

"Bu müstesna adamın benzerinin bir daha dünyaya geleceğini sanmıyoruz. O’nun gerçek büyüklüğünü zaman gösterecektir." 1938
Deutsche Allgemeine Zeitung Gazetesi, Almanya

"Türkler Mustafa Kemal'e yanlışsız ve eksiksiz bir demokrasinin temellerini atığı için minnettardır.", 1944
Kont Sforza, İtalya Dışişleri Bakanı


"Atatürk asrımızın dâhi bir devlet adamıdır.", 1950
Albert Einstein

(İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Münir Ülgür'ün anlattığına göre, 1950 yılında USA' da Albert Einstein' ı evinde ziyaret ederler. Onları kapıda karşılayan A. Einstein, Türkiye Delegasyonu'na özel bir ilgi gösterir ve ilk iş olarak yukarıdaki sözlerle Atatürk hayranlığını belirtir.)

"Atatürk, gençlik günlerinde benim kahramanımdı. O, çağın yapıcılarından biridir. O’nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam ediyorum." , 1963
Pandit Nehru, Hindistan Başbakanı

ATATÜRK 'DAHİYANE' BÎR DEVRİMCİ İDİ!

Atatürk, 1923 ilâ 1928 yılları arasında, beş sene bir ay gibi kısa bir süreye, Batının yüz yıl süren Rönesans’ını sığdırdı ve dev bir çağdaşlaşma hareketi yarattı. Reformlarının başlıcaları şunlardır;

4. l. Milliyetçilik duygusundan doğan reformlar

Milli Egemenliğin ve tam bağımsızlığın sağlanması,
Büyük Millet Meclisi'nin kurulması,
Hilâfetin ve Saltanatın kaldırılması,
Milli Ekonomi' nin kurulması,
Türk tarihinin, Orta Asya'daki yataklarına kadar genişletilmesi,
Ulusal dil ve ulusal tarih eylemleri,
Ümmet felsefesi yerine, millet felsefesinin Türk Milliyetçiliği için esas alınması.

4.2. Çağdaşlaşma ülküsünden doğan reformlar

Lâikliğe ait bütün reformlar,
Din ile devlet işlerinin ayrılması,
Şeyhülislâmlık kuruluşunun kaldırılması,
Medreselerin ve Şer'i mahkemelerin kapatılması,
Tekke ve zaviyelerin kapatılması,
Eğitim birliğinin kurulması,
Medeni hukukun kabulü,
Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi,
Kaç, göç ve çok kadınla evliliğin yasaklanması,
Fesin yasaklanması ve şapka giyilmesi,
Lâtin harflerinin kabulü,
Batı takviminin , saatinin ve pazar tatilinin yerleştirilmesi,
Batı musikisi, resim, heykel, tiyatro, bale ve tüm güzel sanatların geliştirilmesi,

Kısa sürede uygulamaya konulan bu devrimlerin hazırlanmasında olduğu kadar, geniş halk kitlelerine benimsetilmesinde ve toplum yaşamına adapte edilmesinde 'kişisel olarak Atatürk, insan üstü bir gayret ve çaba gösterdi. Türk ekonomisi ve sanayiinin gelişmesi için, bankacılık (İş Bankası), sigortacılık (Anadolu Sigorta), havacılık ( Türk Kuşu , Tayyare Cemiyeti, Türk Hava Kurumu), alt yapı hizmetleri (demiryolları, barajlar), fabrikalar (şeker, tekstil, demir ve çelik fabrikaları) hep O’nun eseridir. Lâtin harflerinin, her kesimden insana, tarladaki kadına kadar öğretilmesi, çok sesli batı musikisinin, operanın ve balenin halka gene sevdirilmesi hep O’nun kişisel çabalan ile olmuştur. Günümüzde (2001), bazı kırsal kesimlerde ve bazı Büyükşehir varoşlarında görülen küçük çaplı, gerici ve tutucu söz ve davranışlar ile, çok küçük bir azınlık dahi olsa, bazı genç kızlarımızın Üniversitelerimizde ısrarla çağ dışı başörtüsü ile dolaşma istekleri dışında, Atatürk reformları tam bir başarıya ulaşmıştır. Bu reformların kanunlarını 1924'lerin Millet Meclisi'nden çıkarabilmek bir dehanın , çıkmış kanunları topluma benimsetmek ikinci bir dehanın , hele, hele bu devrimlerin, aradan geçen 75 sene sonra bile, eksiksiz uygulanıyor olması ve bu devrimlerden hiç bir suretle taviz verilmesine izin vermeyecek olan Türk Gençliğinin her zamankinden daha azimli ve kararlı olması ise üçüncü bir dehanın eseridir.

5. ATATÜRK KALICI VE YAŞAYAN BÎR LİDERDİR!

Ne Hitler, ne Tito, ne Musolini, ne Lenin, ne Stalin ve ne Mao artık yok, yaşamıyorlar ve anılmıyorlar! Tarihin karanlık sayfalarına gömüldüler. Hitler, intihar etti, insanlık suçu işlediği için kendi ülkesinde bile lanetlendi. Tito'nun Yugoslavya'sının yerinde bugün yeller esiyor. Yugoslavya içinde etnik çatışmalar, boğaz boğaza kavgalar, büyük bir istikrarsızlık hâlâ devam ediyor. Musolini'yi İtalyan halkı, yani kendi milleti linç etti. Lenin'in heykelleri her yerde kırıldı. Lenin, artık rehber alınacak lider değil! Stalin, gizli polis teşkilâtı vasıtası ile yaptığı kirli işlerden dolayı hem Rus halkı hem de tarih nezdinde karanlık sayfalara gömüldü. Kremlin'de Presidyum Başkanları için ayrılan heykel sergisinde, ona ayrılan kaidenin üzerine büstünü bile koymadılar. Kaide boş duruyor! Mao'nun sosyalist liderliğinden artık söz bile edilmiyor. Çin artık serbest piyasa ekonomisine geçti.

Atatürk ise, dimdik her gün ayakta. Gün geçtikçe kıymeti daha iyi anlaşılıyor. Atatürk, "Ben size hiç bir dogma veya doktrin bırakmıyorum. Benim doktrinim müspet ilimdir! " demiştir. Atatürk, işte bunun için kalıcı ve yaşayan bir lider olmuştur (Falih Rıfkı Atay 'Çankaya', 1968, s.13).

"Atatürk toplam hesaplaşmasında, içinde göründüğü bütün olayların üstünden bakar olur. Dikeni, çalısı ayağınızı yalayarak indiğiniz bir dağ gibi, geri dönüp baktığınızda O’nun ancak yüceliği altında ezilirsiniz! ".

Gelin bir de, unutturulmak konusunda Atatürk kendisi için neler söylemiş, O’nu dinleyelim :
(Münir Hayri Egeli'nin hatıratından, 1937)

"Bir zaman gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana taan edenler çıkabilir. Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler Hind'den, Mısır'dan döner, dolaşır gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur." 1937, Atatürk

6. ATATÜRK'ÜN KİŞİLİĞİNİN İLGİNÇ YÖNLERİ

Atatürk'ün başarısının sırlarını araştırırken, O’nun söylediklerini, yazdıklarını ve yaptıklarını tarayınca, çok belirgin bazı karakter yapıları ile karşı karşıya kalırız. Atatürk'ün kişiliğinde gördüğümüz ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız beş ayrı cinsteki 'dahi' insanın oluşmasında, bu çok belirgin karakter yapısının büyük rolü olmuştur. Başka bir deyimle, Atatürk'ün karakterindeki bu çok belirgin özellikler, O’nun başarılarının altında yatan en önemli sırlar ve unsurlardır.

O’nun sözleri, yazıları ve yaptıkları incelendiğinde, karşımıza çıkan karakter yapısının en ilginç yönleri aşağıda başlıklar halinde sıralanmıştır. Ayrıca ilerleyen sayfalarda, kişiliğinin karakteristik yönlerini ayrı, ayrı ve belirgin bir şekilde açıklayıp anlatabilmek için, seçilen her konuda O’nun yaşantısından ilginç kesitler, anekdotlar ve belgesel bilgiler sunulmuştur. Atatürk'ün karakterinin ilginç yönleri ana başlıklar halinde şöyle özetlenebilir :

01. Askerliği ulvi gördü! Esas misyonu devrimciliği ve devlet adamlığı idi!

02. Geçmişi kucaklayan, fakat çağını aşan bir kültüre sahipti. Tüm güzel sanatları sevdi, kurdu, korudu ve milletine sevdirdi!

03. Arkadaşları ve kültürlü insanlar Ona yetişmekte, O’nu anlamakta, O’nu takip etmekte ve O^na ayak uydurmakta zorluk çektiler !

04. Olağanüstü bir zamanlama üstadı idi. Bazen Hz. Eyüp sabrı vardı, bazen de aculdü! Meyveyi olgun yerdi ama çürütmezdi!

05. Eğilmezdi, çok gururluydu ve kendinden çok emindi!

06. Ateşli bir Türk milliyetçisi ve tutkun bir Türk hümanisti idi! Sıksanız her damlasından Türk ve Türklük akardı!

07.Ölüme karşı şanslıydı. Yedi kere ölümün eşiğinden döndü!

08. Şefkatli ve akik kalpli, merhametli ve yardımseverdi! Savaş meydanlarında ise kaskatı ve acımasızdı! Fakat, başarılı bir "Barış Kurdu" oldu!

09. Hazır cevaptı! Muhatabını ve özellikle muhalifini anında ikna ederdi!

10. Dinlemesini severdi, bir dinleme üstadı idi! Başarılarının sırrı olarak bu özelliğini sayardı!

11. Başarılarını kendisi üstlenmez, onları ya Mehmetçik'e veya Millete mâl ederdi. Bazen de, "Millet böyle istiyor!" diye, O’nun sözcüsü durumuna geçer ve gücünü Türk Milleti'nin manevi şahsiyetinden alırdı!

12. Çok örgüt kurdu! Örgütlerle çalışmayı, demokrasiyi ve meşruiyeti severdi!

13. Kızar, tehdit eder, uzak kalır, ihtar eder, haykırır, ikna eder, susar, ama TBMM' siz yapamazdı!

14. Devrimlerinin acımasız takipçisi idi! Onlardan asla taviz vermezdi!

15. Çok ileri görüşlüydü! Yargıları hep doğru çıkmıştır! Durum değerlendirmesinde, strateji oluşturmada, düşmanı tartmakta çok mahir bir taktik ustası idi!

16. Yorulmadan çok uzun saatler ve günlerce uykusuz, duraksız çalışabilirdi. Yoğun konsantrasyon yeteneği vardı!

17. Etrafındakileri sürprizlerle etkileme üstadı idi! Kin tutmazdı, bağışlayıcı idi! Gürültülü, tabancalı ve olağandışı bir barışma stili vardı!

18. Halk adamıydı! Halka ve Mehmetçik'e düşkündü!

19. Misafirlerine çok kıymet verirdi! Onları olağanüstü ağırlamayı severdi! Yabancı ülkelerin haysiyetlerine aşırı saygılı idi!

20. Halkın ve O’nu temsil eden saygın kişilerin nabzını ve kalp atışlarını iyi dinlerdi !