Dünyada iç bunalımdan, ahirette ebedi azabdan kurtuluş neyledir?
Cevap :
Dünyada iç bunalımdan, ahirette edebi azabdan kurtuluş, sadakatle Tevhide inanmak ve Tevhide inanmanın gerektirdiği vazifeleri yerli yerinde ihlas üzere yapmakladır. Kudsi hadiste Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
" Gerçekte Ben Benim : ismim Allah'tır. Ben'den başka nimetiyle sevilen, azabından korkulan hiçbir ma'bud yoktur. İhlas üzere Ban'a ibadet edin. Sizden kim, sadakatle " Allah'tan başka nimetiyle sevilen, azabından korkulan hiçbir ma'bud yoktur." demek şehadetiyle Ban'a gelirse, Ben'im kal'ama girmiştir; kim de kal'ama girmiş olursa, ebedi azabımdan emin olur."
Binaenaleyh sadakatle yani dinine bağlı kalarak Tehvide inanan, ihlas üzere farz ve vacib vazifelerini ödeyen, dünyada iç bunalımdan, ahirette ebedi azabdan kurutulur, umduğu nimetlere de ulaşır. Zira dünyada şirk, küfür ve nifak, ahirette ebedi azaba dönüşür; ve hiç şübhesiz dünyada huzursuzluk, şirkten yani insanın kendi nefsinin yahud başkasının rububiyetini yani üstünlük ve hakimiyetini kabul etmesinden kaynaklanır. Mesela :
Tevhidden gafil kalıp kendisinin yahud liderinin üstünlük ve hakimiyetine inanan kimse, mağlub olması takdirde acizlik, üzüntü, suçlarını gizlemekten bunalıma girer.
Ğalib gelmesi takdirinde hakimiyetinin zevalinden korkması yahud yaptığı zulümden vicdan hesabı çekmesi sebebiyle bunalıma girer.
Öyle olsun böyle olsun, bu tür bunalımlar insanı intihara sürükler.
Tevhide yani Rabb-ul-alemin'in Rububiyeti'ne inanan kimse, mağlub olması halinde " Allah Teala zalimden hakkımı alacaktır, şu belalardan beni kurtaracaktır; kurtarmazsa ahirette sevabımı verecektir." deyip inanmakla iç huzurunu bulur.
Ğalib gelmesi halinde "Allah Teala izzet, servet yahud riyaset yahud bedeni güç nimetlerini, eğirti ve armağan olarak bana vermiştir." diye inanmasıyla huzur bulur.
Bulduğu fırsatla nimetleri ele geçirmesi takdirinde de, fırsatı kaçırıp nimeti ğaybetmesi takdirinde de,
" Acizlik, zeka ve çevikliğe varıncaya kadar her şey Allah Teala'nın hüküm ve takdiriyledir." diye inanması sebebiyle iç huzuru sarsılmaz.
Tevhide inana Muhavvid bir Mü'min, kalbi tasdikiyle yetinmez, bilakis dünyada iç huzurunun keml bulması ve ahirette edebi azabdan kurtulması için Tevhide imanın gerektirdiği vazifeleri yapmaya çalışır, yani halka güven ve iç huzueu temin etmek için Peygamber'in nübüvvet ve risalet makamıyla Allah Teala'dan
" Allah'tan başka n,metiyle sevilen, azabıdan korkulan hiçbir ilah=ma'bud yoktur; O'nu Birler'im; ortağı yoktur; mülk O'nundur; hamd = güzel övgüler Kendisi'ne mahsustur; her hayr O'nun kudretiyledir; icadıyla diriltir, imdadıyla yeşertir, yaşatır; icad ve imdadını kesmekle öldürür; ve O'nun herşeye gücü yetmektedir." diye getirdiği Tevhidi, sadakatle dille söyler, kalbiyle tasdik eder ve Tevhidin gerektirdiği dini ve şer'i hükümleri ihlasla tatbik eder. Bundan böyle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem :
" Kim sabah ve akşam namazının selamından sonra yerinden ayrılmadan ve ayaklarını değiştirmeden önce on kere " La ilahe İllallah Vahdehu la şerike Lehu Leh-ul-mülkü ve Leh-ul hamdu biyedih-il-hayru yuhyi ve yumitu ve Huve ala külli şey'in Kadir." yani " Allah'tan başka nimetiyle sevilen, azabından korkulan hiçbir ilah= mabud yoktur; O'nu Birler'im; ortağı yoktur; mülk O'nundur; hamd= güzel övgüler Kendisi'ne mahsustur; her hayr O'nun kudretiyledir; icadıyla diriltir, imdadıyla yeşertir, yaşatır; icad ve imdadını kesmekle öldürür; ve O'nun herşeye gücü yetmektedir." derse, her bir sefer söyleşinde on hasene yazılır, on seyyie = hatası silinir, on derecesi yükselir, her bir kelimesi her beladan koruyucu ve kovulan şeytandan uzaklaştırıcı korunak olur; şirkten başka kendisine ulaşıp amelini ibtal eden hiçbir günah olmaz. Amel olarak insanların en faziletlisi olur; ancak söylemiş olduğu adedden daha fazla söyleyen adam müstesna." diye müjdeledi.
Hadis-i şerifte " derse " diye tercüme ettiğimiz "kâle" kelimesi, mücerred söylemek manasında olmayıp, bilakis " Sadakatle Tevhidi kalben tasdik etmek, dille ikrar etmek " manasındadır; binaenaleyh Muvahhid, mücerred tasdikle yetinmez; münafık gibi sadece diliyle söylemez; tasdik ve ikrarına bağlı kalarak Tevhidin gerektirdiği vazifeleri de ihlas üzere can-ı gönülden tatbik eder.
__________________
|