![]() |
|
||||
|
Dehhanî Hayatı: Doğum ve ölüm tarihleri bilinmeyen Horasanlı bir Türk olan Dehhanî, bir saray ve zevk şairidir. Selçuklu sultanının kahramanlık ve cömertliğini duymuş, XIII. Yüzyılın ilk yarısında Horasan’dan kalkıp yetişkin bir şair olarak gelmiş, Selçuklu I. Alaaddin (hükümdarlığı: 1220-1237) döneminin elverişli şartlarından ve Sultan’ın iyiliklerinden yeterince yararlanmıştır. Uzunca bir süre Anadolu’da kalmış, ün salmıştır. Sultan’ın buyruğuyla, hükümdarın adına 20.000 beyitlik Farsça “Selçuklu Şeh-nâmesi” yazmış, ancak bu kitap bugüne kadar ele geçirilememiştir. Dehhanî gitgide yaklaşan Moğol akınından çekinerek Horasan’a dönmek için izin istemiştir. Kişiliği ve şiirleri: Şair, gelip geçici hayat süresini bütün fırsat ve imkânlarıyla değerlendirmiştir. Şiirlerinde Doğu şiirinin renkli sembollerinden olan bahar mevsimi, gül-bülbül, işret meclisleri, kıssalar, destanlar, efsaneler ile özlemlere, heveslere, umutlara ve içli yakınmalara sıkça yer vermiştir. Şiirlerinde bir yoğunluk ve derinlik yoktur. Aynı motifleri türlü yönleriyle tekrarlamıştır. Kasidesini, klasik bölümlere değil karışık biçimde düzenlemiştir. Mevcut yedi şiirinde ise dört ayrı aruz kalıbı kullanmıştır. Bunların bazıları sonraki yüzyıllarda çok sevilmiş, değişik sesli kalıplardır. Türkçeyi aruza uydurmak için çok fazla imale kullanmıştır. Dehhanî’nin söz dağarcığı tutarlıdır. Sözdizimi düzgündür. Anadolu Türkçesini düzgün ve başarılı kullanmıştır. Şiirlerinde tasavvuf kültürünün izlerine rastlanır. Türk divan şiirinde çağının ve sosyal çevresinin, sosyal hayatını, ahlâk ve güzellik anlayışını yansıtan ilk şairdir. Kaynak: SOYSAL, M. Orhan, Eski Türk Edebiyatı Metinleri, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 2002. Şiirleri: Zihî gevher k’arulıkda güher veşdür dişi lü’lü’ (gazel) Boyun cennetde tûbîye eger salmazısa sâye (gazel) Zihî devlet ki gözlerüm yüzünden oldı nûrânî (gazel) ‘Aceb bu derdümün dermânı yok mı (gazel) Not: Şiirler Aşağıdadır. |
|
||||
|
Şair: Dehhanî Türü: gazel Başlık: Zihî gevher k’arulıkda güher veşdür dişi lü’lü’ Şiir: Zihî gevher k’arulıkda güher veşdür dişi lü’lü’ Yüzin görü burur yire özin her dem gül-i hod rû Yüzi güldür saçı sünbül boyı serv ü lebi şekker Melek-sîret hasen-sûret kaşı fettân gözi câdû Bilüsüzlik idüb bu kim mukâbil oldı yüzine Kamuya rûşen oldı kim katı yüzlüyimiş gözgü Yiridür tağlara düşsem bugün Ferhâd veş andan Ki şîrîn sözleri vardur şekerden hem dahı tatlu Niçe gözleyem ol kaşı ki hışmı yasını kurmış Atar kirpükler ohını pey-â-pey gözüme karşu Bilünden kimsene hergiz haber virmeye kılca Kemer ger kıl yaranlara heber virmezise gizlü Degül mümkin ki gönülden ögütle çıkaram anı Ağarmaz hîç Dehhânî yuyuban sûret-i hindû Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün |
|
||||
|
Şair: Dehhanî Türü: gazel Başlık: Boyun cennetde tûbîye eger salmazısa sâye Şiir: Boyun cennetde tûbîye eger salmazısa sâye Kim anı cennet ehlinden nazarda bir çöpe saya Egerçi kim mutavveldür saçunun hîç ucı yokdur Sor âhir kıl-be-kıl disün nesîm-i gâliye-sâya Dişün dürlerine lâlâ olursa lülü’-yi lâlâ Bu mansıb çok degül midür bugün lü’lü’-yi lâlâya Hat u hâl ü saçun görüb gönül sevdâsına düşmiş Zi miskîn göz kara idüb ne düşdi bunca sevdâya Cemâlünle bir araya gelür olsa mukâbil ay Cemâlün ittisâlinden düşer bin ihtirâk aya Gönül virdüm belâ aldum kad-i bâlânı çün gördüm Gönül virmek belâyımış bilimedüm bu bâlâya Kalem yazdı bu sevdâyı başuma ger kalem bigi Başum gitse yiter bana bu sevdâ sûd u ser-mâye Bu sevdân odıdur dün gün yanar içümde pinhânî Sirâyet idüben birgün dutışısar süveydâya Söziyle gerçi Dehhânî güher kânı durur illâ Zer oldı çün virdi gönül sen sîm-sîmâya Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün |
|
||||
|
Şair: Dehhanî Türü: gazel Başlık: Zihî devlet ki gözlerüm yüzünden oldı nûrânî Şiir: Zihî devlet ki gözlerüm yüzünden oldı nûrânî Visâlün lutf idüb savdı başumdan girü hicrânı Severem sini cân bigi hatâ didüm ma’âza’llâh Ne mikdârı ola cânun ki benzedem sana cânı Yüce boyun kılur bende çemende serv-i âzâdı Yüzün mihri ider tâbân felekde mâh-ı tâbânı Eger emseyidi sinün leb-i la’lünden İskender N’iderdi isteyb bunca cihânda âb-ı hayvânı Egerçi cem’e şem’ isen bugün her cem’ arasında Perîşân kılma saçunı esirge ben perîşânı Bugün çün hüsn devrânı senündür eyü adıla Süre gör devr-i hüsnüni ki geçer hüsn devrânı Cemâlün iy büt-i Çînî cihânı dutdı ser-tâ-ser Nite kim Rûm ilin şi’riyle bugün dutdı Dehhânî Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün |
|
||||
|
Şair: Dehhanî Türü: gazel Başlık: ‘Aceb bu derdümün dermânı yok mı Şiir: ‘Aceb bu derdümün dermânı yok mı Ya bu sabr itmegün oranı yok mı Yanaram mûmlayın başdan ayağa Nedür bu yanmağun pâyânı yok mı Güler düşmen benüm ağladığıma ‘Aceb şol kâfirün îmânı yok mı Delübdür ciğerümi gamzen okı Ara yürekde gör peykânı yok mı Gözi hançerlerin boynuma çaldı ‘Aceb ol zâlimün im’ânı yok mı Su gibi kanumı toprağa kardun Ne sanursın garîbün kanı yok mı Cemâl-i hüsnüne mağrûr olursın Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mı Begüm Dehhânî’ye ölmezdin öndin Tapuna irmeğe imkânı yok mı Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün fa’ûlün |
|
||||
|
Mevlâna Celaleddin-i Rumî Hayatı: 30 Eylül 1207 tarihinde Belh'te dünyâya gelen Mevlânâ'nın asıl adı Mevlânâ Muhammed'dir. Babası "Sultanü'l-Ulema" Bahae'd-dîn Veled, bir ulema ailesine mensuptur. Mevlâna, beş yaşında iken Belh'ten ayrılmış, babasıyla Bağdat üzerinden hacca gitmiştir. Hicaz ve Şam yoluyla Anadolu'ya gelmiş ve ailece 1218'de Konya'ya yerleşmişlerdir. Çok iyi bir eğitim ve öğretim almış; Farsça, Arapça ve Rumca öğrenmiştir. Babası Bahaeddin Veled iki yıl sonra Konya'da ölmüştür. 18 yaşında Gevher Hatun'la evlenmiş, bu evlilikten oğlu Sultan Veled dünyâya gelmiştir. 1244'te Konya'ya gelen gezgin derviş "Sultanü'l-Ma'şukîn” Şemseddin Muhammed-i Tebrizî ile tanışmış, tasavvufi anlamda ona âşık olmuş, bu tasavvufî aşk, Mevlâna'yı şâir yapmış ve böylece, İslâm dünyasının en büyük şairlerinden biri olmuştur. Mevlâna, Şems ile tanıştıktan sonra müritlerini ihmal etmiş, Şems'ten başka hiç kimse ile meşgul olmamıştır. Bu durumdan müritleri rahatsız olunca, Şems de Şam'a kaçmıştır. Ancak, Mevlâna daha da perişan hâli gelmiş, eskisi kadar bile müritleriyle ilgilenememiştir. Bunun üzerine müritleri, af dilemişler ve Sultan Veled, Şems'i Şam'dan alıp gelmesi için görevlendirilmiş, Şems Mevlâna'nın yazılı ricasına dayanamayarak Konya'ya dönmüştür. Kısa bir müddet sonra müritlerin, Şems'i Mevlâna'dan uzak tutmağa çalışmaları üzerine Şems bir gün ortadan kaybolmuş (1247), Mevlâna bunun üzerine iki kere Şam'a gitmesine rağmen Şems'i bulamamıştır. Mevlâna kendisini şiire ve semâya verir. Kaybolan Şems'i kendinde bulur. Nitekim bazı gazellerinde mahlas olarak Şems'in adını zikreder. 1254'te müritlerinden Selâhaddin-i Zerkûb'u halife tayin eder, on yıl naiplikten sonra Zerkûb hastalanarak ölür. Yerine Çelebi Hüsameddin halife olur ve Mevlâna'nın ölümüne kadar yanında kalır. Mevlâna 17 Aralık 1273 tarihinde Konya'da ölür. Cenazesi büyük bir törenle kaldırılır. Törene bütün Konya halkı, devlet büyükleri, Hıristiyanlar ve Museviler katılır. Çelebi Hüsameddin'in ölümünden sonra Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled şeyhliği kabul eder ve ölümüne kadar (1313) bu görevde kalır. Sultan Veled, Mevlevîlik'i sistemleştirir, semânın kurallarını belirler ve bir âyin düzeni hâline getirir. Edebî Kişiliği «Hamûş» mahlasını kullanan Mevlâna, şiirlerinde sec'lere bolca yer vermiştir. Çoklukla şiirlerini içine doğduğu gibi söylemiştir. Mesnevî'sinde bir konudan diğerine geçer, başladığı bir hikâyenin arasına uzun tasavvufî öğütler sokar, konular arasında sık sık çağrışımlar yapar. Mevlâna, eserlerinin büyük çoğunluğunu Farsça ile yazmış olmakla birlikte, Dîvân'ında Türkçe-Farsça mülemma' şiirlere rastlanır. Diğer eserlerinde de Türkçe kelimelere rastlanır. Şair, Senâî ve Feridüddin Attâr'dan etkilenmiştir. Zaman zaman şiirlerinde rind bir şâir olarak görünse de şeriat kurallarını saygıyla uygulamıştır. Ana kaynağı Kur'ân ve Hz. Muhammed sevgisi olmuştur. Matematik, tıp ve astronomi ilimlerini de öğrenmiş ve eserlerinde bu bilimlerin terimlerini kullanmıştır. Bildiklerini halka öğretmek için basit ifadeler kullanmıştır. Tasavvuf anlayışını bir yaşam biçimi hâline sokmuştur. Bütün varlıklara sevgi, saygı ve vefa ile yaklaşmıştır. Bu noktada yönetenle yönetilenleri birbirinden ayırmamıştır. İslâm ahlâkını Kur'ân ve hadislerin ışığında mükemmel bir biçimde yorumlayarak sentezini yapmış ve uygulamıştır. Asıl konunun "insan" olduğunu çok iyi bilen Mevlâna, dinlerin, felsefelerin ve ahlâk sistemlerinin insan için ve insanın mutluluğu için vasıta olduğunu her fırsatta vurgulamıştır. İşte bu gerçeğe giden yolun vefalı sevgiden geçtiğini, bunun da yaşanarak öğrenileceğini özellikle belirtmiştir. Allah'ı yarattıklarında ve insanda görerek sevmek, varlıkları değişik nitelikleriyle birbirinden ayırmamak temel anlayışı olmuştur. Bu anlayışını şiir, musikî ve semâ ile de pekiştirmiştir. Eserleri: Dîvân-ı Kebîr, Mesnevî-yi Ma’nevî, Fî-hi mâ Fîh, Mecâlis-i Seb’a, Mektûbât. Kaynak: SOYSAL, M. Orhan, Eski Türk Edebiyatı Metinleri, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 2002. Şiirleri: Key based u key based u key based u key (Rubai) |
|
||||
|
Şair: Mevlâna Celaleddin-i Rumî Türü: Rubai Başlık: Key based u key based u key based u key Şiir: Farsçası: Key bâsed u key bâsed u key bâsed u key Mey bâsed u mey bâsed u mey bâsed u mey Men bâsem u men bâsem u men bâsem u men V'ey bâsed u v'ey bâsed u v'ey bâsed u v'ey Açıklama: Türkçesi: Ne zaman olur, ne zaman olur, ne zaman olur, ne zaman? Mey olur, mey olur, mey olur, mey.. Ben olurum, ben olurum, ben olurum, ben; Sen olursun, sen olursun, sen olursun, sen... |
|
||||
|
Hayatı: Doğum ve ölüm tarihleri bilinmeyen, Anadolu’da halka sûfîce şiirler söylereyerek tasavvuf yollarını tanıtan bir gezici derviş olan Şeyyad Hamza’nın hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. XIII. Yüzyılda Akşehir-Sivrihisar yöresinde yaşadığı tahmin edilmektedir. Kişiliği Kur’an, Arapça ve Farsça kültürü olan, hece ve aruzla şiirler söyleyen bir kişiliğe sahiptir. Hece vezniyle söylediği şiirleri, ilahileri söyleyiş itibarıyla düzgündür aruazla yazılmış şiirleri sanat iddiasından dinî-ahlâkî ve sûfîce şiirlerdir. Şiirlerinde şekil ve söyleyiş bakımından düşündürücü bir çeşitlilik görülür. Dokuz beyitli bir gazelini klasik gazel tarzının türlü incelikleriyle örülü olduğu, Doğu Türkçesi ile yazıldığı görülür. “Yûsuf u Zelihâ” adlı mesnevisi XIII. Yüzyılın dinî ve fikrî hayatına uygundur. Sade bir Oğuz Türkçesi ile yazılmıştır. Eserin en önemli yönü dilidir ki, bu yönü sanat yönünden üstündür. Eski Anadolu Türkçesinin ses ve şekil özelliklerini geniş ölçüde aksettirir. Türkçeyi aruza uygulamada birçok imale ve zihaf yapmıştır. Eserin konusu Kur’an’dan alınmıştır. Eserde tasavvuf anlayışı doğrultusunda nefsini yenmeyi başaran kişinin sultanlardan da üstün olacağı teması işlenmiştir. Eğitici nitelikteki 41 beyitten oluşan üç şiirinde Şeyyad Hamza ecelin hükümdar, zengin-fakir, güzel-çirkin demeden mukadder olduğunu, devlet, varlık ve güzellik gibi geçici değerlerle gururlanmamak gerektiğini anlatarak gaflet uykusundan uyanıp Kur’an’a sarılmayı ve Allah’a sığınmayı tavsiye eder. Başka beş na’tinde peygambere ve dört halifeye bağlılığı onun aynı zamanda inanç bakımından halis bir Sünnî olduğunu da ortaya koyar. Şair kendinden yaklaşık yüz yıl önce yaşamış olan Ahmed-i Yesevî’nin şekil ve üslûp bakımından etkisinde kalarak onun bir şiirine nazire de söylemiştir. Eseri: Dâstân-ı Yûsuf Aleyhisselâm ve Hâzâ Ahseni’l-kasâsi’l mübârek Kaynak: SOYSAL, M. Orhan, Eski Türk Edebiyatı Metinleri, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 2002. Şiirleri: E lem talem eyâ hânum ne sarnar men ne bulargu (gazel) Aceb n’itdüm yâre virmez selâmı (gazel) Ne yatursen eyâ gâfil gözün aç gör bu erkânı (gazel) Ecel dutmış elinde bir ulu câm (gazel) Niçe ecelden kaçuban ‘işret kurasen dün ü gün (gazel) |
|
||||
|
Şair: Şeyyâd Hamza Türü: gazel Başlık: E lem talem eyâ hânum ne sarnar men ne bulargu Şiir: E lem talem eyâ hânum ne sarnar men ne bulargu Köcenlep özüme sâkî ne munça yutdurur ağu Yigin kelgey ayahçılar mana sağraknı tîz birgey Hanum ‘ışkında çırgar men zehir pür bolsa yan dagu Ne yavlak toyladı hicrün meni ‘ışkun şöleninde İçürdi kahr ile kanlar yedürdi gussa vü kaygu Bi-goftem ‘ışkuna munça çü zulm ü zûr-ı pür-gûndur Merâ gûyed ki bargıl her çi kemet sahça bâ-red gû Seher-geh bir Mugal oğlan çapardı ol mana karşu Mu’attar atı tozından tüterdi müşg ile gül-bû Keyürdi dürlü atlasnı minürdi bir eyü tâzî Samurlu börki başında dutardı bir güzel kırgu Şu denlü yığlagay men kim yaşumdan saz bola kırlar Ben ögicek boyun vasfın digey ol sazdağı kargu Şeyâd Hamza’nun könli senün zülfün semâ’ında Saçun ucında raks urur ne hâcetdür ana çalgu Duram yevmü’l-‘arâsatda yemûtûnlar hayâtında Yaratganum huzûrında kılam sinün bile yargu Açıklama: vezni: mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün mefâ’îlün |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Divan Edebiyatı 19.yy | Hacker | Divan Edebiyatı | 22 | 04-05-2006 17:09 |
| Divan Edebiyatı 18.yy | Hacker | Divan Edebiyatı | 43 | 04-05-2006 16:44 |
| Divan Edebiyatı 17.yy | Hacker | Divan Edebiyatı | 55 | 04-05-2006 15:37 |
| Divan Edebiyatı 16.yy - Anadolu | Hacker | Divan Edebiyatı | 55 | 04-05-2006 14:43 |
| Divan Edebiyatı 15.yy | Hacker | Divan Edebiyatı | 62 | 04-03-2006 18:15 |
Arama - Toplist - Sohbet - Chat - muhabbet