Günümüz basınında Kadınlar
altKitap : Günümüz basınında kadınları ele alan bir çalışma yapma fikri nasıl oluştu?
Leyla Şimşek : Yüksek lisans eğitimi aldığım dönemde, feminizmle, hem bir hareket hem de akademik bir çalışma alanı olarak ciddi anlamda ilgilenmeye başlamıştım. Günümüz basınında kadınların temsilini inceleyen bir çalışma yapma fikri, Türkiye'de kadınları konu alan çalışmaları taradığım dönemde oluştu. Bu çalışmada sunduğum sosyolojik yaklaşımın önemli olduğunu düşünüyorum. Kültür çalışmaları ve ideoloji teorileri üzerine yaptığım okumalar, hem kuramsal çerçeveyi oluşturmamda, hem de haberlerin söylem ve içerik analizini yapmamda yol gösterici oldu.
altKitap : Neden haberleri ve özellikle kadınlarla ilgili haberleri incelemeyi düşündün?
Leyla Şimşek : 'Öteki' kimliklerin, yoğun bir biçimde kendini tanımlama, görünür kılma mücadelesi verdikleri bir döneme tanıklık ediyoruz. Mesela İstanbul'da gecekondu bölgelerinde yaşayan insanlar, kadını, erkeği, çocuğuyla kent merkezlerinde kendilerine yaşam olanağı yaratıyorlar. Eskiden, yaşam alanları mahalleleriyle sınırlı insanlar şimdi kentin her yerinde. Eşcinsel, çevreci, feminist pek çok hareket küçüklü büyüklü mücadeleler veriyor. Bütün 'öteki' kimlikleri kapsayan bir çalışma teknik açıdan çok zor olacaktı. 'Öteki' kimliklerden biri, aslında başlıcası kadın kimliği. Türkiye'nin feminizmle ortalama yirmi yıllık bir tanışıklığını da düşünerek, son zamanlardaki toplumsal hareketliliğin, kadınların basında temsil ediliş biçimlerine etki edip etmediği sorusundan yola çıktık. Bunlar, bir ölçüde basına da yansıyor, ama kuşkusuz basının kalıplarına göre kesilip biçildikten sonra. Yani, nereye baktığın değil, nereden baktığın belirleyici oluyor. Oysa haber, 'gerçeği' bire bir sunduğu, 'nesnel' olduğu, dolayısıyla yorum içermediği iddiasını taşıyor. Bu açıdan, gazetelerde yer alan diğer bölümlerden ayrılıyor.
altKitap : Yani, özellikle son zamanlarda ivme kazanan bu tür toplumsal hareketlerin medyada da bir dönüşüme yol açması gerektiğini mi düşündün?
Leyla Şimşek : Başlangıçta böyle bir sonuçla karşılaşmayı umuyordum. Değişimin olmadığını söyleyemem. Mesela, incelemeye başladığımda, kadınlarla ilgili haberlerin sandığımdan fazla olduğunu gördüm. Ama, haberin belirli kalıpları var. Ne yaparsanız yapın, bu kalıplar içinde tanımlanıyor olmanız, basında ne kadar çok görünürlük kazandığınızdan daha önemli. Böyle olunca, yapısal ya da köklü bir değişimden değil, ancak, yüzeysel bir değişimden söz edilebilir. Pek çok yazarın da değindiği gibi medya, statükoyu, mevcut norm ve değerleri dönüştürücü bir işlev görebilir; ama tersine tanık oluyoruz. Mesela bu çalışmada, kadınlar hakkında üretilen basmakalıp tanımların, basında mütemadiyen tekrarlandığını gördük. Böylece, bir şekilde, bu tanımların kamu imgeleminde pekiştirilmesine, tabi gerçek/yaşayan kadınların da bunları benimsemesine, içselleştirmesine hizmet ediyor. Giderek daha çok ve değişik kesimlerden kadınların basında görünürlük kazandığını söyleyebiliriz. Ama bu kadınlar medyanın, erkekler tarafından kurulmuş söyleminin çerçeveleri içinde tanımlanıyorlar. Erkeklerden farklı olarak kadınlar fikirleriyle değil, görünümleriyle haber değeri taşıyorlar. Yani, kadınların aleyhinde işleyen mekanizma ısrarla muhafaza ediliyor.
altKitap : Basında yer alan kadınlık tanımlarını, toplumda var olan tanımlardan bağımsız düşünemeyeceğimizi söylüyorsun.
Leyla Şimşek : Evet. Aslında bu tanımlar, karşılıklı olarak birbirlerini besliyor. Ama, medyanın toplumu bire bir yansıttığı söylenemez. Mesala, değişik kesimlerden kadınların gündelik yaşam mücadelelerinin basında yer alması zor; çünkü, bunlar haber değeri taşımıyor. Kadınların kendileri hakkında üretilen tanımları içselleştirmesi ise sorunu daha karmaşık bir hale sokuyor. Bu şekilde bazı kazançlar elde ediyorlar. Hangi ideoloji içinde yer alırsa alsın, kadınlar, ancak o ideolojinin ideal kadınlık tanımına uyduklarında, o ideolojiyi benimseyen erkeklerin takdir ve onayını görüyorlar. Tesettürlü olmak bir kadını, mesela toplu taşım araçlarında ayakta yolculuk etme zahmetinden kurtarabiliyor. Muhtemelen aynı ideolojiyi benimseyen bir erkek, kadın çok genç dahi olsa kalkıp ona yer veriyor. Güzelliği için en çok zahmet verdiğini varsaydığımız liberal orta sınıf kadını, erkeğin beğenisini kazanıyor. Ya da daha genel bir örnek verecek olursak, zayıf, edilgen, bağımlı bir görünüm çizen veya dişiliğini vurgulayan kadınlar en azından 'kamusal' alanda daha az zahmet çekiyorlar. Kendi başına, ayakta kalma ve bağımsız olma mücadelesi veren kadınlar ağır bedeller ödüyor.
altKitap : İdeolojik açıdan değerlendirdiğimizde, incelemeye dahil edilen gazeteler geniş bir yelpaze oluşturuyor. İdeolojik farklılıklar, kadınların tanımlanmasında seçenek oluşturacak bir fark yaratıyor mu?
Leyla Şimşek : İnceleme kapsamına aldığımız ve farklı siyasal ideolojileri temsil eden gazeteler, sanılanın aksine, temelde kadın erkek karşıtlığı üzerine kurulmuş hiyerarşik yapıyı bir şekilde devam ettiriyorlar. Değişik ideolojik yaklaşımların kadınlık tanımlarını karşılaştırmayı hedeflemiştik. Sonuçta her gazetenin, ağırlıklı olarak kendi ideolojisini yansıtan kadın tipine yer ve onay verdiğini gördük. Hatta bazı gazetelerde, neredeyse sadece kendi ideolojisini taşıyacak kadın tipine yer verilmişti. Bu da ideolojilerin kendisini normalleştirme, meşrulaştırma yollarından biri. Kadınlar, görünümleriyle farklı ideolojilerin göstereni olabiliyorlar. Kuşkusuz bu durum, belki de en meşru ideoloji olduğu için en az sorgulanan liberalizm için de geçerli.
altKitap : İncelemende kadın hakları ve kadınların özgürleşmesini birbirinden ayırıyorsun.
Leyla Şimşek : Evet. Kadın hakları üzerine yürütülen tartışmalardan rahatsızım. Birileri, kadınlara rağmen, kadınların 'kurtarıcısı' olma işine soyunuyor. Üstelik sınırlarını kendisinin belirlediği ölçüde. Oysa mevcut toplumsal cinsiyet sistemi değişmediği sürece bu haklar kadınları özgürleştirmeyecek. Hiyerarşinin korunduğu yerde, haktan söz edilebilir. Erkek, yetişkin ya da heteroseksüel hakkından bahsetmiyor olmamızsa, bunların hiyerarşinin üst basamağında yer alıyor olmasından kaynaklanıyor. Hayal ettiğim yönde bir değişimse, bu hakların anlamını yitirmesi demek. Soru kadınların nasıl özgürleşebileceği yönünde kurulmalı. Aslında bu çalışma beni iç karartıcı bir tabloyla karşı karşıya bıraktı. Üzerinde düşündüğümde, sıradan bir okurken görmediğim daha pek çok nokta olduğunu farkettim. Feminist hareketin, sadece kadınlar değil, bütün öteki kimlikler ve erkekler için de daha yaşanabilir bir dünya önerdiğini düşünüyorum. Çünkü kötüye kullandığınız güç ve iktidarın bedellerini sadece karşınızdakiler değil, siz de ödüyorsunuz.
|