Mutlu Kahramanların Hikayesi Yoktur
Sırıl sıcak bir yaz günü. Ter boşanmış vücudunuzdan, aşırı ısınmayı bahane ederek. Sinema salonlarımızın epeydir maşallahı var gerçi, klimalar, soğukta korunmaya muhtaç birer bezelye tanesi gibi davranıyor seyirciye.Yine de bu güzelim havada kolay değil siyah, kapalı bir salona tıkılıp film seyretmek. Üstelik sinema ne yazık ki tek başına katılabileceğiniz sanatsal bir etkinlik değil, aksine film seyretmeyi yemek yemekle karıştıran bir sürü insanla beraber oturursunuz. Sinema seyretmenin bilinmeyen, gizemli bir iştah açıcı özelliği var galiba.
Zira oyuncuların konuşmalarını duyabilmek için dört bir yanınızdan gelen “patlamış mısır mideye böyle indirilir” ya da “kola iki fırt çekilerek işte böyle pötürttürülür” efektlerinden kurtulacak şekilde kulaklarını eğitmeniz gerekir. Ama yoook, çizgiromanını çocukluğunuzda bir yerlerden -belki ABD’deki kuzeniniz sayesinde- bulup okumuşsunuz belli, sinema versiyonunu da mutlaka görmeniz gerekiyor, değil mi? Eh, bu durumda yapılabilecek bir şey yok. Buyrun yazıya...
İyi ve kötünün savaşı, binlerce yıllık yazılı destanlardan beri ilgi odağı, evrensel bir mesele. Bu mühim savaşı yavan kılansa, zaman zaman “iyi”lerin sayısının artması. Birden fazla iyinin güçlerini birleştirerek tek bir kötüye saldırmasında etkileyici bir taraf bulamıyorum. Tim Burton da öyle düşünüyor olmalı ki yönettiği ilk iki Batman filminde, Karanlıklar Şövalyesi’ni yalnız bırakmayı seçti, Robin denen o gereksizi araya sokmadı. Belki de takım sporlarından çok bireysel sporları daha çok sevmemin nedeni de bu; insanın sadece rakibi ile değil kendisiyle de mücadele etmesi. İnsan kendisini nasıl daha iyi tanıyabilir ki?
Peki Fantastik Dörtlü nedir? Takım çalışması ya da Voltran’ı oluşturmakla ilgilisi olabilir mi? Ya da evrenin dört temel elementini simgelemeleri gibi felsefi durumlar falan? Kahramanlarımızın biri taştan, diğeri ateşten, beriki görünmezlikten, liderleri ise uzayıp esnemekten faydalanıyor. Ortak düşmanlarıyla ortak bir geçmişleri olması da güzel... Böylece 106 dakikalık filmimiz, Marvel evrenine giriş bakımından kendine güzel bir yer ediniyor. Karakterlerin ortaya çıkışını gayet tutarlı biçimde işliyor, devam filmine “al da at” dercesine pas veriyor.
Yönetmen Tim Story’yi kötü analı çok olmadı, pek gıdıklamayan New York Taxi’si ile kısa süre önce sinemalarımıza uğramıştı. Story’nin bu filmdeki perfomansını da takdir etmek zor. 900’e yakın özel efekt içermesine karşın durağan sahnelerin fazlalığı, tempo sorunu yaratıyor. Özel efektler ve makyaj konusunda Hollywood standartlarının bileğini zaten kimse bükemez. Ama o efektleri, dahi süpervizörler zaten kare kare filme yerleştiriyor. Yönetmene ise başka işler düşmeli. Anlatım sorunlarını önleme, aksiyon sahnelerini doğru yerlere yerleştirilmiş kameralarla çekme, mümkün olduğunca az devamlılık hatası yapma gibi. Ancak tüm bu kategorilerde Story’ye eksi puan veriyoruz.
Bununla birlikte filmin senaryo ekibi, bir çok yerde durumu kurtarmış. Replikler en azından çizgiromandaki seviyenin altına düşmemiş. İki yazardan birinin benzer bir proje olan Hulk’ta güzel iş çıkardığını, diğerinin ise zamanında efsanevi TV dizisi İkiz Tepeler için kalem oynattığını bilmenizde yarar olabilir.
Dörtlünün dramatik yönünü vurgulayan The Thing karakterinin sanal görüntüler yerine kostüm ve makyajlarla yaratılması iyi fikir. Michael Chicklis’in o “şey”in altında güzel oyunu akılda kalıyor. Tabii Nip/Tuck’ın uçlarda yaşayan cerrahı Julian McMahon’un kötü adamı hiç zorlanmadan oynaması da dikkat çekici. Jessica Alba’nın oyunculuğuyla olmasa bile güzel yüzüyle filme puan kattığını ve postacı rolünde, Marvel’in 80 yaşındaki harika çocuğu Stan Lee’nin göründüğünü eklemeyi de ihmal etmeyelim.
Beğenilen her çizgi romanın kuralmışcasına beyazperdeye aktarıldığı bir dönem yaşıyoruz. Batman ve Örümcek Adam’ın, yaşadıkları kişisel sorunlar nedeniyle sinemasal açıdan iyi birer potansiyel taşıdıklarını söylemek mümkün. Ancak Fantastic Dörtlü’nün beyazperdeye uyarlanmasında, özel efekt teknolojisinin geldiği noktayı görme dışında (ki film bunu başarıyor mu, tartışılır), ortalama izleyiciye katacağı pek bir şey yok. Yukarıda adlarını andığımız iki süper kahramanın aksine bu dörtlüdeki karakterler hallerini kabul eden, mutlu tipler. Ama eski bir Therapy şarkısında dendiği gibi “Mutlu insanların hikayesi yoktur”.
|