Kıbrıs satılıyor... Saattım!!
ZAFER VEYA HİÇ
Güneş, ne balçıkla ne de bir tutam balla sıvanmaz; AKP iktidarının Kopenhag’dan “zaferle” dönmediğini birçok yazarımız belirtti. Brüksel sevdalısı Mine Kırıkkanat bile… Fatih Altaylı dahi….
Mine Kırıkkanat, herhalde asker babasının genleri egemen olmuş ki, Pariste’ki Kıvrıkoğlu davasında müthiş bir tanıklık yaptıktan sonra Kopenhag kararı konusunda gerçeği yazıyor: “Cuma akşamından beri şaşkınlık içindeyim. Ben mi geri zekâlıyım. Duyduğumu gördüğümü tersinden anlıyorum, yoksa Kopenhag öncesi Türkiye’ye müzakere tarihi verileceğine kendilerini inandıranlar hala rüya mı görüyor?.. Türkiye’ye müzakere tarihi verilmedi, ama kapılar da kapatılmadı… Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi 2004 Aralık ayına kadar 'bakalım görelim' koşuluna bağlandı. Ancak Türkiye bu koşulları yerine getirse de müzakere tarihi verileceği kesin değil… Üstelik tüm koşulları yerine getirsek bile bırakın üyeliği, müzakere tarihinin verilmesi bile bizim elimizde değil. Bence Kopenhag’da Türkiye’nin ağzına bir parmak şeker bile değil, diyetetik tatlandırıcı ile yapılmış bal çalındı… Üye sayısı 25’e çıkan AB’nin Türkiye’ye kolay kolay yeşil ışık yakması mümkün değil.”
Milliyet’te Fikret Bila da, zafer iddialarının yanlış olduğunu belirttikten sonra, Kıbrıs konusundaki kararla Rumlar ve Yunanistan kazanırken Türkiye’nin kaybettiğini yazıyor ve “Keşke Denktaş, Annan planını imzalasaydı da Kıbrıslı Türkler de AB’ye girseydi” iddiasının kolaycı ve yüzeysel olduğunu, bu tür “keşkelerin” mantıki sonuçlarının “keşke 1974 Harekatı yapılmamış olsaydı da KKTC kurulmamış olsaydı”dan, “Keşke İstanbul ve İzmir işgalden kurtarılmasaydı ve Sevr’i kabul etse idik şimdi AB’ye girmiş olurduk”a kadar gidebileceğini söylüyor.
Amma bu keşkeleri söyleyen gafil ve hainler de var aramızda! İstanbul’daki teslimiyetçi ve işbirlikçi mütareke basınının Peyami Sabah’ı haline gelen Radikal gazetesinde Perihan Mağden, inanılmaz bir şirretlikle “Tıkanıklık Ordinaryüsü” dediği Rauf Denktaş’a Annan ültimatomunu reddettiği için “İyi halt etti” diye saldırıyor. Cengiz Çandar, büyükelçi eskisi Yalım Eralp, İkinci Cumhuriyetçi Mehmet Altan, Oral Çalışlar “Türkiye’nin AB yolunu tıkıyor” diye söylemediklerini bırakmıyorlar. Hangi yazısı uçuk, hangisi ciddi anlayamadığım Serdar Turgut da aklı sıra, “Denktaş’ı ve danışmanı Mümtaz Soysal’ı reklam filmindeki ıssız bir bölgede, sırf petrol şirketinin şapkasına güvenerek, gelmeyen müşterileri bekleyen ve neticede yalnız kalan iki ihtiyar girişimci"ye benzetiyor… ve KKTC’nin de “aynen o benzin istasyonu gibi kurtarılması mümkün olmayacak bir cenaze”olacağını iddia ediyor.
ASIL VAHAMET
Kıbrıs sorununu ve şu aşamadaki ayrıntılarını tartışmayı şimdilik bir tarafa bırakıyorum; bence en vahim olan Kuzey Kıbrıs’ta vatansever direnişçilerle, teslimiyetçi Rum uşağı olmaya razı kansızlar arasındaki derin fay hattının paralelinin, ülkemizde de solcu-sağcı bütün vatanseverlerle -adeta bir yeni Kuvvayi Milliye cephesi ile- 1919’daki teslimiyetçi İstanbul basını ve Damat Ferit, Sait Molla gibi işbirlikçiler arasında da bulunması!.. Gençliğimde, çocukluğumda, tarih kitaplarında ve Atatürk’ün büyük NUTUK’unda, bu gaflet dalalet ve ihanet erbabının zilletlerini okurken “nasıl oldu da bunlar çıktı?” diye hayret ederdim… Şimdi bunlar nereden türediler diye merak ediyorum; demek aradan geçen 80 küsur yılda bunların kökü kurumamış!..
|