ARINÇ: DEMOKRASİDE KORKULARLA KUŞKULARLA HAREKET EDEMEYİZ
TBMM Başkanı Bülent Arınç, ''Demokraside korkularla kuşkularla hareket edemeyiz. Birisinin bağımsız olarak adaylığını koyup, parlamentoya girmesini önleyecek tedbirler almak, bence antidemokratik bir uygulama olur'' dedi.
Tatilini geçirdiği Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Güre
beldesinde, Seçim Kanunu ve seçim barajı konusundaki tartışmaları AA
muhabirine değerlendiren Arınç, son 4 yıldır ''temsilde adalet''in
demokrasinin olmazsa olmaz şartı olduğunun altını çizdiğini söyledi.
Arınç, Anayasanın sihirli bir cümleyle bunu özetlediğine, 67.
maddenin son fıkrasında ''Seçim kanunları temsilde adalet ve yönetimde
istikrar unsurlarını bağdaştıracak ölçüde olmalıdır'' ifadesinin
bulunduğuna işaret ederek, buna göre yapılması gereken seçim kanununun
hem temsilde adaleti sağlayacak hem de yönetimde istikrar getirecek,
parçalı siyasete son verecek nitelikte olması gerektiğini vurguladı.
''Maalesef son yıllarda temsilde adalet unsurunun gitgide göz
ardı edildiğini görmekteyiz'' diyen Arınç, şunları kaydetti:
'Benim şahsi düşüncem; 'temsilde adalet' çok önemli bir konudur
ve bunun mutlaka temin edilmesi gerekir. Mademki Anayasamız gereğince,
siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır; bu siyasi
partiler aldıkları oy nispetinde bir şekilde parlamentoda temsil
edilmelidirler. Bir tanesi yüzde 10'luk barajdır. Dünyada, özellikle
Avrupa ülkelerinin hemen hemen çok büyük bir kısmında yüzde 10'luk bir
genel baraj söz konusu değildir. Dolayısıyla baraj ya düşük
rakamlardadır, 2.5, 3, 4 gibi, en nihayet 5 gibi... Ama yüzde 5'in
üstünde baraj hiçbir Avrupa ülkesinde söz konusu değildir.''
BAŞKA ARGÜMANLAR BULUNABİLİR
Arınç, ''Türkiye'de baraj oranının indirilmesinin, şu ya da bu
şekilde mahsurlu olacağının'' söylendiğine, ayrıca parlamentodaki
siyasi partilerin hiçbirisinin barajın indirilmesine sıcak bakmadığına
dikkati çekerek, şöyle devam etti:
''Başta AK Parti olmak üzere, benim bilebildiğim kadarıyla
Anavatan Partisi de DYP de CHP de yüzde 10'luk barajın indirilmesine
bir şekilde karşı çıkmaktadır. O zaman barajı muhafaza etmek suretiyle
nispi usulde, yine partilerin parlamentoda aldıkları oy nispetince
temsil edilmesini sağlayacak başka argümanlar bulunabilir. Bu mesela,
adına 'Türkiye milletvekilliği' diyebileceğimiz bir başka uygulamadır.
450 milletvekilinin genel seçim esasıyla parlamentoya girdiği, yüzde
10'luk barajın geçerli olduğu, ama 100 milletvekillik listenin ise o
partinin aldığı oy kadar baraj olmaksızın parlamentoda temsil
edilebileceği bir sistem kurulabilir. Yani diyelim ki bir parti yüzde
25 oy almıştır. Yüzde 25'in karşılığını 450 milletvekilliğinden alır,
100 milletvekilliğinden de 25 milletvekili alır. Diyelim ki bir parti
yüzde 9 oy almıştır, 450'den alacağı yoktur, ama 100
milletvekilliğinden 9 tane alır. Örneğin bir parti yüzde 2 oy
almıştır, 450'den yüzde 10'luk barajlı sistemden milletvekili alamaz,
ama nispi, barajsız sistemden 2 milletvekiliyle parlamentoda temsil
edilebilir.''
Arınç, bunun usul ve esaslarını 4-5 yıldan beri söylediğini,
ayrıca partilerin seçimlerde ittifak kurabilmesini, dar bölge değil
ama daraltılmış bölge sisteminin yararlı olabileceğini, tercihli oy
sisteminin faydalı olabileceğini öngördüğünü kaydederek, bu konuda
TBMM'de panel ve sempozyumlar da yaptıklarını anımsattı.
TEMSİLİ ADALETİ SAĞLAMAYA MECBURUZ
''Türkiye'de temsili adaleti veya temsili demokrasiyi
sağlayabilecek bir sistem bulmaya mecburuz'' diyen Arınç, şöyle
konuştu:
''Yoksa 3.5 milyon oy almış bir partinin parlamentoda tek bir
milletvekili bile olmaz, bugün olduğu gibi. DYP yüzde 9.5 oy almasına
rağmen, parlamentoda 1 milletvekiliyle bile temsil edilememişti, 2002
sonuçlarına göre söylüyorum. Ama, mesela bir şehirden 5 bin oyla
milletvekili çıkabiliyor, ister bağımsız olsun, ister bir partiden.
Bugün Tunceli'den milletvekili seçilmek için 7-8 bin oy almak
yeterlidir. Ama 3.5 milyon oy alan bir parti, 1 milletvekili bile
çıkaramamaktadır, yüzde 10'luk baraj sebebiyle... Yine bağımsız
adaylar için de bu söz konusu değildir. Dolayısıyla temsilde adaleti
sağlayacak organizasyonları bulmak zorundayız. Bu Türkiye
milletvekilliği mi olur, partilerin bir listede aynı ad veya farklı
isimlerle bir blok oluşturarak seçimlere girmesi mi olur, bunları
özgür biçimde tartışıp, gerekirse Anayasa değişikliği yapmak suretiyle
bunu temin etmeliyiz. Mesela siyasi partilerin TBMM'de grup kurması,
bugünkü Anayasa ile 20 milletvekiliyle mümkün olmaktadır.''
DTP'LİLERİN BAĞIMSIZ ADAYLIĞI
Arınç, ''DTP'den bazı kişilerin bağımsız olarak adaylığını koyup,
daha sonra Mecliste grup kuracakları'' yönündeki tartışmalara da
değinerek, şöyle konuştu:
''Böyle bir ihtimal varsa, tabi demokraside korkularla, kuşkularla
hareket edemeyiz, birisinin bağımsız olarak adaylığını koyup
parlamentoya girmesini önleyecek tedbirler almak bence antidemokratik
bir uygulama olur. Ama Meclisin içinde grup kurarak çalışmak Meclisin
kendi iç meselesidir, 20'yi, 30'a veya 40'a çıkarmanız da mümkündür.
Grup olarak temsil edilmek yerine, bağımsız olarak temsil edilmek
arasında bir fark varsa, bunu bağımsız milletvekillerinin parlamentoda
temsili açısından uygun görmemiz bence de mümkündür. Bağımsız
milletvekillerinin seçilme ihtimaline karşı, bunu güçleştirecek
tedbirler almayı doğru bulmuyorum, bu yanlış olur.''
NİYET OKUMA
Türkiye'de seçimlerin tek dereceli, genel ve eşit olduğuna işaret
eden Arınç, şunları kaydetti:
''Seçimler ne kadar güvenli olursa, halkın oyu ne kadar
değerlendirilirse, demokrasinin de güçlendirilmesi o kadar doğrudur.
Bir insan (şu amaçla bağımsız aday oluyor, asıl amacını parlamentoya
girince gerçekleştirecek) şeklinde, elde tutulur somut şeyler
olmadıkça, yani bir 'niyet okuma' yoluna gitmedikçe, bağımsız
adaylığın önünün büyük engellerle kesilmek istenmesini demokratik
açıdan doğru bulmam. Bu kişiler seçilebilir, biz halkın oyuna itibar
ederiz, halkın seçtikleri bizim kabulümüzdür. Bu seçilen kişiler
Anayasaya sadakat için yemin edeceklerdir. Bu yeminlerinin hilafına
bir iş yaparlarsa, mevcut mevzuatımız zaten bunun çaresini
getirmiştir. Dolayısıyla (Bunlar girdikten sonra suç işleyeceklerdir)
şeklinde, girmelerine engel olmak ne kadar yanlışsa, bir suç
işlemeleri halinde bunun karşılığının kanunlarımızda bulunduğunu
hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla seçimlere, halkın oyuna güven
duyulmalıdır, demokrasi ancak bu şekilde güçlenebilir.''
Bülent Arınç, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ise ne şekilde, ne zaman
ve nasıl yapılacağının Anayasada belli olduğunu belirterek,
''Cumhurbaşkanlığı seçimleri için bir tartışma, hareketlilik, heyecan
yaşanacaksa, bunun zamanı 2007 Mart ayından başlayacaktır'' dedi.