Abonem.COM Forumları  - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım  

Geri git   Abonem.COM Forumları - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım > Osmanlı Tarihi > Osmanlı Tarihi Genel
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Osmanlı Tarihi Genel Osmanlı Tarihi Genel Bölümüdür. Bu bölümde diğer Osmanli Tarihi Bölümlerine uymayan bilgileri paylaşabilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 12-17-2006, 02:16
freem@n - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Abone
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 47
Tecrübe Puanı: 0
freem@n Paylaşmaya Yeni Başlamış
Standart Osmanlı Tarihinde Bilim -8-


Konu Danışmanı: Remzi Demir
Yar. Doç. Dr. AÜ. Bilim Tarihi Anabilim Dalı

Bu Yazının hazırlanmasındaki yardımlarından dolayı
Prof. Dr. Mete Işıkara'ya;
B.Ü. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'ne; 'Memory of the World' projesini yürüten
Prof. Dr. Günay Kut ve arkadaşlarına teşekkür ederiz.

Kaynaklar:
Adıvar, A. A., Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul 1982
Demir, R. Takiyüddin'in Farklı Büyüklükte Sonsuz Nicelikler Meselesine Trigonometriden Getirmiş Olduğu Bir Örnek, Ankara,1992
Tekeli, S., Nasırüddin, Takiyüddin ve Tyco Brahe'nin Rasat aletlerinin Mukayesesi, Ankara, 1958
Tekeli, S., 16. Asırda Saat ve Takiyüddin'in 'Mekanik Saat Konstrüksiyonunu Dair En Parlak Yıldızlar' Adlı Eseri, Ankara, 1966
Ünver, A. S., İstanbul Rasathanesi, Ankara, 1985

Takiyüddin'in Ondalık Kesirleri Trigonometri ve Astronomiye Uygulaması

Remzi Demir
Yrd. Doç. Dr. A.Ü. Bilim Tarihi Anabilim Dalı

Bilindiği gibi, Türk bilim tarihine ilişkin araştırmaların yetersiz olması, Türklerin tarihlerinin hiçbir döneminde bilgin yetiştirmedikleri gibi yanlış bir anlayışın doğmasına ve yayılmasına neden olmuştur; "Türklerin kalem ehli değil ama kılıç ehli oldukları" biçiminde özetlenen bu anlayış, son yıllarda özellikle El-Hârezm", Abdülhamid ibn Türk, Fârâb", ibn Sinâ, Uluğ Bey ve Ali Kuşçu gibi bilginlerin yapıtları üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda sarsılmışsa da yıkılmamıştır. Bu yazının konusu olan ve XVI. yüzyılda ıstanbul Gözlemevi'ni kurarak gözlemler yapan Taküyiddin ibn Maruf (1521-1585) yukarıdaki bilginler kadar da tanınmamaktadır; ancak matematik, astronomi ve optik konularında yazmış olduğu yapıtlar incelendiğinde onlardan hiç de aşağı kalmadığı görülmektedir.

Ondalık kesirleri, Uluğ Bey'in Semerkant Gözlemevi'nde müdürlük yapan Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi''nin Aritmetiğin Anahtarı (1427) adlı yapıtından öğrenmiş olan Takiyüddin'e göre, el-Kâş"'nin bu konudaki bilgisi, kesirli sayıların işlemleriyle sınırlı kalmıştır; oysa ondalık kesirlerin, trigonometri ve astronomi gibi bilimin diğer dallarına da uygulanarak genelleştirilmesi gerekir.

Acaba Takiyüddin'in ondalık kesirleri trigonometri ve astronomiye uygulamak istemesinin gerekçesi nedir? Osmanlıların kullanmış oldukları hesaplama yöntemlerini, yani Hint Hesabı denilen onluk yöntemle Müneccim Hesabı denilen altmışlık yöntemi tanıtmak maksadıyla yazmış olduğu Aritmetikten Beklediklerimiz adlı çok değerli yapıtında Takiyüddin, ondalık kesirleri altmışlık kesirlerin bir alternatifi olarak gösterdikten sonra, dokuz başlık altında, ondalık kesirli sayıların iki katının ve yarısının alınması, toplanması, çıkarılması, çarpılması, bölünmesi, karekökünün alınması, altmışlık kesirlerin ondalık kesirlere ve ondalık kesirlerin altmışlık kesirlere dönüştürülmesi işlemlerinin nasıl yapılacağını birer örnekle açıklamıştır. Ancak Takiyüddin'in tam sayı ile kesrini birbirinden ayırmak için bir simge kullanmadığı veya geliştirmediği görülmektedir; örneğin, 532.876 sayısını, "5 Yüzler 3 Onlar 2 Birler 8 Ondabirler 7 Yüzdebirler 6 Bindebirler" biçiminde veya "532876 Bindebirler" biçiminde sözel olarak ifade etmekle yetinmiştir.

Takiyüddin, bu yapıtında göksel konumların belirlenmesinde kullanılan altmışlık yöntemin hesaplama açısından elverişli olmadığını bildirir; çünkü altmışlık yöntemde, kesir basamakları çok olan sayılarla çarpma ve bölme işlemlerini yapmak çok vakit alan sıkıcı ve güç bir iştir; bugün kullandığımız onluk çarpım tablosuna benzeyen altmışlık kerrat cetveli bile bu güçlüğün giderilmesi için yeterli değildir. Oysa onluk yöntemde, kesir basamakları ne kadar çok olursa olsun, çarpma ve bölme işlemleri kolaylıkla yapılabileceği için, Ay ve Güneş'in yanında gözle görülebilen Merkür, Venüs, Mars, Jupiter ve Satürn'ün gökyüzündeki devinimlerini gösterir tabloları düzenlemek ve kullanmak eskisi kadar güç olmayacaktır.

Bu önerisiyle gökbilimcilerinin en önemli güçlüklerinden birini gidermeyi amaçlayan Takiyüddin, açıları veya yayları ondalık kesirlerle gösterirken, bunların trigonometrik fonksiyonlarını altmışlık kesirlerle gösteremeyeceğini anlamış ve ondalık kesirleri trigonometriye uygulamak için Gökler Bilgisinin Sınırı adlı yapıtında birim dairenin yarıçapını 60 veya 1 olarak değil de, 10 olarak aldıktan sonra kesirleri de ondalık kesirlerle göstermiştir. Zâtü'l-Ceyb olarak bilinen bir gözlem aletini tanıtırken, "Bir cetvelin yüzeyini altmışlı sinüse göre, diğerini ise bilginlere ve gözlem sonuçlarının hesaplanmasına uygun düşecek şekilde kolaylaştırıp, yararlılığını ve olgunluğunu arttırdığım onlu sinüse göre taksim ettim." demesi bu anlama gelir.

Takiyüddin, ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye nasıl uygulanabileceğini kuramsal olarak gösterdikten sonra, 1580 yılında bitirmiş olduğu Sultanın Onluk Yönteme Göre Düzenlenen Tablolarının Yorumu adlı kataloğunda uygulamaya geçmiştir. ıstanbul Gözlemevi'nde yaklaşık beş sene boyunca yapılmış gözlemlere göre düzenlenen bu katalog, diğer kataloglarda olduğu gibi kuramsal bilgiler içermez; yalnızca ortaçağ ıslam Dünyası'nda Batlamyus adıyla tanınan Ptolemaios'un kurmuş olduğu Yermerkezli sistemin ilkelerine uygun olarak belirlenmiş gezegen konumlarını gösterir tablolara yer verir.

Takiyüddin, 1584 yılında ıstanbul'da tamamlamış olduğu ınciler Topluluğu adlı başka bir yapıtında, son adımı atmış ve birim dairenin yarıçapını 10 birim almak ve kesirleri, ondalık kesirlerle göstermek koşuluyla bir Sinüs -Kosinüs Tablosu ile bir Tanjant - Kotanjant Tablosu hesaplayarak matematikçilerin ve gökbilimcilerin kullanımına sunmuştur. Eğer Takiyüddin bu tabloları hazırlarken birim uzunluğu 10 birim olarak değil de, 1 birim olarak benimsenmiş olsaydı, bugün kullanmakta olduğumuz sisteme ulaşmış olacaktı.

Batı'da ondalık kesirleri kuramsal olarak tanıtan ilk müstakil yapıt, Hollandalı matematikçi Simon Stevin (1548-1620) tarafından Felemenkçe olarak yazılan ve 1585'de Leiden'de yayımlanan De Thiende'dir (Ondalık). 32 sayfalık bu kitapçıkta, Stevin, sayıların ondalık kesirlerini gösterirken hantal da olsa simgelerden yararlanma yoluna gitmiş ve ondalık kesirleri, uzunluk, ağırlık ve hacim gibi büyüklüklerin ölçülmesi işlemlerine uygulamıştır. Ancak, De Thiende'de ondalık kesirlerin trigonometri ve astronomiye uygulandığına dair herhangi bir bulgu yoktur. Bu durum, Takiyüddin'in yapmış olduğu araştırmaların matematik ve astronomi tarihi açısından çok önemli olduğunu göstermektedir.



Takiyüddin'in Optiğe Katkıları

Hüseyin Topdemir
Dr. A.Ü Bilim Tarihi Anabilim Dalı

Takiyüddin başarılı çalışmalar sergilediği optik alanında, Gözbebeğinin ve Aklın Işığı adlı bir yapıt kaleme almıştır. Bu kitabın dikkat çekici yönü, temel dokusunun ıslam Dünyası'nda yaklaşık sekiz yüzyıl önce başlatılmış olan köklü ve başarılı optik çalışmaları sonucunda elde edilmiş temel argümanlardan ve problemlerden oluşturulmuş olmasıdır. Öyle ki, elde edilen yüksek düzey, 17.yüzyıla kadar Batı'da güncelliğini koruyan temel tartışmaların çerçevesini oluştururken, aynı şekilde, Osmanlı ımparatorluğu'nda da bütün canlılığıyla etkinliğini sürdürmüştür. Bu durumu anlamak ve anlamlandırmak zor değildir. Çünkü 17.yüzyıla kadar Batı'da optik konusunda egemen olan görüş, ıbnü'l-Heysem'in bir tür gelenek haline dönüşmüş olan görüşleridir. Bu görüşe temel olan düşüncesinin iki boyutu vardır:

1) Optiğe ilişkin sorunların, geometrik sorunlara dönüştürülerek geometrik yoldan incelenmesi,
2) Sorunların nedensel olarak açıklanması.

Ayrıca, bu iki temel düşünce ayrıntılı ve ustalıklı olarak düzenlenmiş deneylerle de desteklenmiştir. Bu tarz bir araştırma modeli, çeviriler yoluyla Batı'ya aktarılırken, Doğu'da 14. yüzyılda Kemâlüdd"n el-Fâr"s"'nin araştırmalarıyla çok daha yüksek düzeyli tartışmalara olanak ve zemin hazırlamıştır. Daha sonra 1579 yılında , bu kez Takiyüddin, hem ıbnü'l-Heysem'in Optik ve hem de Kemâlüdd"n el-Fâr"s"'nin Optiğin Düzeltilmesi adlı çalışmalarına dayanarak Gözbebeğinin ve Aklın Işığı adlı yapıtını yazmıştır; Takiyüddin'in amacı, bu iki kitabı yorumlamak ve gereksiz ayrıntılardan arındırarak asıl amaca yönelik bir olgunluk düzeyine ulaştırmaktır.

Kitap bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş'te optiğe ilişkin bazı temel kavramlar tanımlanmış ve optik konusunda etkin olan kuramladan kısaca söz edilmiştir.

Birinci bölüm aracısız görme konusuna ayrılmıştır. Burada ışık, görme, ışığın göze ve görmeye olan etkisi ve ışıkla renk arasındaki ilişki ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Bunun yanında tartışmaya esas olan bazı temel ilkeler benimsenmiştir. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Işığın kaynağı nesne, hedefi ise gözdür.
2. Işıkla birlikte göze gelen biçimler, aynı zamanda o nesnenin rengini de taşırlar.
3. Göz yalnızca ışıklı ya da ışıklandırılmış nesneleri algılar.
4. Görme geometrik bir olgudur. Çünkü yayılan ışık, tepesi kaynakta ve tabanı da gözde bulunan bir koni oluşturmaktadır.
5. Işık maddesel bir şeydir; ancak optik incelemeler sırasında geometrik bir nesne olarak kabul edilebilir.
6. Işık ışınları küresel olarak yayılırlar ve bu yayılım da doğrusal çizgiler boyunca olur.
7. Renk ışığa bağlıdır ve ışığın kırılması ve yansıması sonucunda oluşur.

Burada öncelikle ışığın doğrusal çizgiler boyunca, ancak küresel olarak yayıldığı savının öne çıktığını hemen belirtelim. Takiyüddin'in bu savı, daha sonra Hollandalı fizikçi Huygens (1629-1695) tarafından ortaya konulacak küresel yayılım kuramının ilk anlatımı olarak görülebilir.

Takiyüddin'e göre ışık, ışıklı bir nesneden ve o nesnedeki her bir noktadan küresel olarak yayılır ve yayılım sırasında, ister istemez bazı ışın çizgileri paralel, bazıları birbirine yakınlaşan ve bazıları ise birbirlerinden uzaklaşan doğrular boyunca yol alır. Buna bir de bu doğrusal çizgilerde yol alan ışınların küresel olarak yayıldığı düşüncesi eklendiğinde, o zaman, ışığın dalga niteliği taşıdığı ve tıpkı durgun bir suya taş atıldığında, suda oluşan dalganın etrafa doğru büyüyen daireler şeklinde yayılması gibi yayılıyor olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır ki, bu da küresel yayılımın yalın bir anlatımından başka bir şey değildir.

Bunun dışında aracısız görme konusunda Takiyüddin'in üzerinde durmamızı gerektiren bir açıklaması daha bulunmaktadır. O da ışık ve renk arasındaki nedensel ilişkiyi irdelerken, rengin ışığa bağlı olduğunu ve ışığın kırılması ve yansıması sonucu oluştuğunu belirtmiş olmasıdır. Bu belirlemenin önemi de yine optik tarihinde gizlidir. Çünkü rengin gerçek doğasının anlaşılması ilk kez Newton'un ayrıntılı renk incelemeleri sonucu gerçekleşmiştir.

Newton öncesi dönemde ise renk konusunda egemen olan kuram, değişim kuramı adı verilen ve rengin ışığın zayıflamasıyla ya da aydınlık ve karanlığın karışımıyla oluştuğunu belirten Aristotelesçi kuramdır. Nitekim ünlü astronom Kepler optik üzerine kalem almış olduğu Ad Vitellionem Paralipomena (Vitelo'nun Paralipomena'sına Ek) ve Dioptric (Kırılma Üzerine) adlı kitaplarında rengin oluşumunu Aristotelesçi bir yaklaşımla açıklamıştır. Oysa Takiyüddin, bu iki bilim adamından önce rengin oluşumunda kırılmayı söz konusu etmiş, Newton'un prizması yerine cam bir küre kullanmıştır.

Kitabın ikinci bölümü yansıma aracılığıyla oluşan görme konusuna ayrılmıştır. Burada ışığın aynalarda uğradığı değişimler ve çeşitli aynalarda görüntünün nasıl oluştuğu deneysel olarak tartışılmıştır. Yansıma optiği, optik biliminin gelişimini en erken tamamlayan ve bu anlamda nisbeten daha kolay olan bir dalıdır. Bu nedenle yansıma kanunu da dahil olmak üzere bütün ilkeleri Antikçağ'da tespit edilmiştir. Bu anlamda Takiyüddin'in konuya katkısı, yansıma kanununu her tür aynada kanıtlamaya çalışmasıdır.

Üçüncü bölüm de kırılma konusu ele alınmış ve yoğunluğu farklı olan ortamlarda ışığın yol alırken uğradığı değişimler inclenmiştir. Ancak yaptığı bütün deneysel ve matematiksel irdelemer sonucunda Takiyüddin, kırılma kanununu bulamamıştır. Fakat konuya değişik bir yaklaşımda bulunmuştur. Anlaşılan odur ki, Takiyüddin sinüs kanunuyla uğraşmamıştır. Çünkü çalışmalarını tamamen geometrik olarak ele almış ve trigonometriyi işin içine sokmayarak açılar arasında oranlar ya da eşitsizlikler kurmak yoluna gitmiştir. Oysa sinüs kanununa giden yol kirişler veya sinüslerden geçmektedir. Böyle bir girişimde bulunmadığı için, onun kırılma kanunu dediği şeyi, bir aritmetiksel eşitsizlik olarak nitelendirebiliriz.



Cengiz Çandar, Semerkant'ı anlatıyor: "Semerkant pazarına gidin. Tipik bir Orta Asya pazarıdır. Çığırtkanların tezgahlarının arasında salınırken, Türkçe’nin bir lehçesini konuşan Özbekler'e, Farsça konuşan Tacikler’e ve burası bir kültür abidesi olduğu kadar, ihtiyar bir ticaret merkezi olduğu için, olmazsa olmaz,Yahudilere, buralara yüzyıllar öncesinde yerleşmiş ve buralı olmuş Korelilere ve tabii ki Slavlara rastlayacaksınız.

Semerkant'ta kendime "bu şehri tek bir kelimeyle açıkla deseler, hangi kelimeyle açıklarsın " diye sormuş ve cevabı, hiç öyle düşünmeye vakit ayırmadan verivermiştim: vakur!

Kimi şehirler, insanlığa hediyeleri büyük evlatlarıyla kimlik bulurlar. Özbekistan şehirlerinden Taşkent, Buhara, Ali Şir Nevai ile İbn Sina ile Semerkant ise Timur ve Uluğ Bey ile kimlik bulur."

( Çengiz Çandar, Sabah, 28 Aralık 1997)
AMERİKA KITASININ BULUNUŞU VE İBRAHİM HAKKI

Ey aziz, Astronomi bilginlerinden Nasır Tusi ve ondan evvel gelen Hikmet ehli demişlerdir ki:

Yeryüzünün dörtte biri mamurdur(bayındır). Geri kalanı belli değildir. Ya mamurdur veya denizle örtülüdür. Fakat son zamanlarda bütün denizler dolaşılımış ve yeryüzünün üç bölümünün de durumu görülmüş, incelenmiş ve şu sonuca varılmıştır:

1492(H:903) yılında matematik ilimine vakıf Kolon(Coulomb) adı verilen bir mühendis,İspanya’nın Septe Boğazı’ndan üç gemi ve 124 adamıyla yelken açıp batıya doğru sefere çıkmışlar ve 43 derece enlemden yürümüşlerdir. Çünkü iki yandan, soğuk ve sıcak altına düşmekten sakınıyorlardı Güneşin batış yönünü izleyerek 33 gün yürümüşlerdir.Bu müddet içinde Büyük Okyanus kıyılarında 3800 mil mesafe gitmişlerdir. Çoğu zaman da yanındaki adamların zorlayışıyla geriyedönmek istemişlerdir. Hatta bu adamlar, sen bizil bu amansız dalgalarla sulara gömülüp yok olmamıza sesep olacaksın diye Kolon’a saldırdıklarında onla şu cevabı vermişti: “ Sizin kurtulmanız, ancak deniz ilmini öğrenmiş olan ve meteoroloji aletlerini kullanmayı bilen benim gibi bir adamla olur. Fakat siz, beni öldürürseniz hepiniz denize gömülür gidersiniz. “İşte bu inandırıcı sözlerle kendilerini kurtaracğına söz vererek tayfayı avutur ve yoluna devam edermiş. Kurtuluş umudunu kaybettikleri bir günde hayretleve aniden karşılarında bir ada gözükmüştü. Buranan akar nehirleri ve yüksek ağaçları vardı. Adaya çıkıp dinlendikten sonra canlarını Kolona teslim etmiş ve yine yola çıkmışlardı. Güneşin battığı yöne doğru altı gün daha yürüyerek altı ıssız adaya daha rastlamışlardı ve hepsinden büyük olan adaya İspanyol adını vermişlerdi. O adaları geçtikten sonra 600 mil daha yürümüş ve başka sahile varmışlardır. Günlerce o sahilin etrfını, güney ve kuzel semmtlerini gezmişler ve buranın bidr ada olmadığını öğrenmişlerdir. Onları, uzaktan gören oranın yerli halkı toplanıpsahile gelmiş ve kendilerini seyre koyulmuşlardır. Fakat bunların sahile yanaştıklarını görünce hepsi geriye doğru kaçmışlar, ilkin gemiyi balina balığı sanıp sahile yanaşmışlar. Fakat içinde insan olduğunu görünce geri dönüp hızla kaçmaya başlamışlardır. Çünkü onlar, gemi ve sandal diye bir şey ne görmüş ne de biliyorlarmış. Yerli halkın kaçışını gören tayfa, hemen gemiden çıkıp arkalarından koşmuş ve bir kadını yakalamışlardır. Ona hediyeler vermiş ve güzelce ağırlamışlar. Fakat dilini bilmediklerinden işaretlerle kabile halkını kendi yanlarına getirmesini anlatmışlar. Kadın da kabilesinin yanına dönmüş ve kendilerine güvenle geminin yanına gitmelerini söylemiş. Halk da beraberlerinde altın, gümüş madeni, meyve, ekmek ile çeşitli kuş ve hayvanları alarak geminin yanına gitmişler. Tayfa da bunlarla diledikleri gibi günlerce alışveriş yapmışlar. Sonra buraya Batı Hindistan adını vermiş ve 40 adamını orada bırakıp yine doğuya doğru selametle yola koyulmuşlar ve İspanya’ya gelerek Krallarına yeni dünyadan getirdikleri kıymetli şeyleri hediye etmişlerdir. İkinci ve üçüncü yıllarda yine buraya gidip gelmiş ve oranın dil ve adetlerini tamamen öğrenmişlerdir.

Böylece İspanya ile yeni dünya arasındaki mesafeyi 5200 deniz mili tesbit etmişlerdir. Fakat Büyük Okyanus’un doğu tarafına elli günde gitmiş ve ancak beş ayda gelmişlerdir.

Sonra dördüncü yılda Kolon, bulduğu yeni dünyaya tekrar gitiğinde, oranın Kasik adındaki hakimi, tayfanın gemiden çıkmalarına mani olmuş ve hayli üzmüştür. Kolon’un o adama karşı koymaya gücü yetmeyince, işe akıllıca bir yön vermeyi düşünmüş ve onlara şöyle söylemiştir:

“Siz bize zorluk çıkardınız, eziyet ettiniz. Onun için Rabbınız size gazap etti ve çok kızdı. Bu kızgınlığının belirtisi şudur: Yarın Güneş’in ışığını alıp, sizi karanlıkta bırakacak.” Meğer Kolon, ertesi günü Güneş’in tutulacağını takvimden biliyordu. Bunu dinleyen halk ürkmüş ve ertesi günü Güneş’in olacağı bildirilen bu olağanüstü olayı beklemeye koyulmuşlardır. Ertesi gün Kolon’un haber verdiği saatte Güneş tutulunca bütün halk korkmuş ve hediyelerle yanına gelip onunla barışmış ve her emrine uymuşlardır. Çoğu puta tapan bu halk, bu olaydan sonra Papaz Kolon’a bağlanmış ve hepsi Hıristiyan dinine girmişlerdir. Kolon da kendisine bağlanan ve dinini kabul eden bu insanlarla yeni dünyada kalmış ve oranın birçok memleketini ele geçirmiştir.

Buranın kuzey halkı beyaz ve esmer, güney halkı ise zenci ve çok uzun boyludur. Yeni dünyanın gür akan nehirleri, iri ufak gölleri, meyveli ağaçları, yüksek dağ ve tepeleri, derin dereleri vardır.Sayısız vahşi hayvanları, rengarenk kuşları mevcuttur. Oranın köy ve kasabalarıyla dere ve tepelerinin sayısını ancak onları yaratan Allah bilir. Bu geniş ülkenin dörtte biri meskun(içinde oturulmakta) ve çoğu yerleri imar edilmiş, şenlendirilmiş, yedi iklime denk yeni bir dünya ki, görülmemiş durumları, şaşılacak halleri her bakımdan Cenab-ı Hak’kın sanat eserlerini gerçekliğiyle kudretinin azametini ve ayetlerinin hiktemitin tasdik ettirmiştir. Hz Adem devrinden beri görülmemiş işitilmemiş ve gidilmemiş olan bu ülke, Allahın ilham ve takdiriyle ve onun verdiği güçle bulunmuş ve ona Yeni Dünya adı verilmiştir.

Binlerce dağ, tepe. dere ve nehirleri, verimli geniş ovaları, bağ, bahçe ve türlü ağaçları, şaşılacak güzel manzaralarıyla bu ülke Cenab-ı Hak’ın sanat kudretinin şaheserlerindendir.

(Marifetname, 3. Cilt s: 63-65)

EVRİM KURAMI VE ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI

Evrim kuramı, bilim ile teolojninin doğrudan çatıştığı bir alana ilişkin. Onunun bilimsel ayrıntısıyla ilgili olmayanlar için işin özü, maymun-insan ikilemi üzerine kuruludur. Oysa evrim kuramı çok daha derin ve kapsamlıdır. Üç milyar yıldan bu yana neler olup bittiğinin büyük bir açıklamasıdır.

Evrim kuramı nedir?Evrenin ve onun çok çok küçük bir üyesi olan Dünya’nın ve onun üzerinde yaşayanların çok değişik zamanlarda değişik biçimlerde bugünkü aşamaya geldikleri düşüncesidir. Güneş Sistemi nasıl oluştu? Karalar ve denizler nasıl oluştu? Bitkiler ve hayvanlar nasıl oluştu? İnsanlar nasıl oluştu?

Diyelim, 5 bin, 10 bin yıl, 100 bin yıl, 5 milyon yıl önce “bizimkiler” nemenem “varlıklardı”? Bugünkü Ali, Özge, Öykü, Cem... gibi miydi?Yoksa maymuna mı benziyordu?

Umarım siz de aynı tepkiyi gösteriyor olmalısınız: “Bak kardeşim! Sen kendini maymundun gelmiş kabul edebelirsin; ama ben maymundan gelmedim. Onun için içim rahat.”

Bunu söyleyen zat, kendisini anasının karnına leyleklerin getirdiğine de inanır görünen bir zatttır. Sözü uzatmayacağım.

İbrahim Hakkı’nın Marifetname adlı eseri-eski harflerle- 10 defa basılmıştır. Kitabın eski harflerle ilk baskısı 1835'te Bulak’ta, 7. baskısı ise 1914'te İstanbul’da yapılmıştır. Marifetname yeni harflerle ise 1961-1987 yılları arasında 20 kere basılmıştır. 1970 yılında yapılan Türkçe alfabeyle yapılan baskısında evrimle ilgili bölümler metinden çıkarılmıştır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı eserini 1757 yılında tamamladı. Marifetname, ilk kez 1825'te Kahire’de yayımlandı. Bu görüşlerin incelenmesi yazarın zihniyet yapısı hakında fikir verdiği gibi,Osmanlı entellektüel hayatındaki değişmenin anlaşılması bakımından da bize özgün ipuçları sunmaktadır.

.Marifetname, birbiriyle ilgisi olmayan, birbirine ters düşen düşünce ve inanç şekilleri ile dolu olduğu gibi, kaynakları belirtilmeyen uzun nakil ve iktibaslar da ihtiva etmektedir. Bunlar arasındaki ifade birliği yazarın “Ey Aziz” diye başlayan hoş üslubu ile sağlanmakta ise de eserin dikkat çeken özelliği, müellifin aynı konu hakıknda, eserin değişik yerlerinde çelişkili bilgiler vermesidir. Ancak işin en tuhaf yönü, aynı konu hakkında müellifin farklı bahislerdeki değerlendirmelerinin de birbirine tamamen zıt olmasıdır. Bu da bize zihniyette bir nevi ikilem bulunduğunu veya yazarın buna mecbur kaldığını düşündürmektedir.

Marifetname bir önsöz, üç fen ve bir sonsöz olarak düenlenmiştir.Önsözün “İslam Astronomisi” başlığı altındaki kısmında (s. 2-22), önce alemin yaratlış düzeni ile ilgili ayetler verilmiş, alemdeki varlıkların yaratılışları hakkındaki kozmolojik bilgiler, adları verilmeyen tefsir ve hadis(s:168) kitaplarından aktarılmıştır. Önsözden maksat, insani varlıkların yaratılış hikmetleri üzerinde düşündürüp ona Allahın büyüklüğü ve güünü öğretmektir.

Eserin birinci fenninde (s.24-158) cevherler, arazlar ve unsurlardan bahsedilmekte, astronomi bilimi için gerekli olan aritmetik ve geometri bilgileri verilmektedir. Alemin küre şeklinde olduğu ispat edilirken, gezegenler hakkında da ayrıntılı bilgi sunulmaktadır. Bitkiler, hayvanlar, cansızlar, dört unsur, enlem-boylam daireleri, yedi iklim gibi konular işlenmektedir. Birinci fennin sonlarında “yeni astronomi” bilimi ele alınmaktadır. Birinci fenden maksat, Allah’ın eşsiz yaratıcı kudretini gösteren Dünya’nın sırlarını öğretmek, “alemin insanın kabuğu, insanın da alemin özü olduğunu” bildirmek ve Allah’tan başka her ne varsa onlardan sıyrılmanın yollarını buldurarak insanın kendi kendisine gelmesini sağlamaktır. Birinci fende öğretilenler fizik, astronomi, geometri, aritmetik ve astroloji alimlerinin eserlerinden alınmış akli (hakimane) bilgilerdir.

İkinci fen (s:158-257), anatomi ve psikoloji hakkındadır. Bu fenden maksat, alemdeki varlıkların benzerlerinin insanda da bulunduğunu öğretmek, insanın da küçük bir alem olduğunu bildirmektir. Yazar bu fenni vücutların aynası diye tanıtır.

Üçüncü fen (s:257-528) itikat ve imanı düzeltip Allah’ı bilmek üzerinedir. Kişinin “marifettullah mertebesi”ne erişmesinin yollarını anlatır. Yazar bu fenne, kalblerin aynası adını verir.

Sonsöz (528-559) dostlarla, yakınlarla ve komşular ile görüşmenin yolları hakkında olup maksat insanı eşin dostun sevdiği bir kişi haline getirmektir. Sonsözü takip eden sayfalarda (s:559-561) ise yazar ibadet ve taatleri insana kolaylaştıran “tevhid”i konu alır.(s:169)

İbrahim Hakkı ’nın evren (kainat) anlayışı, eserin farklı yerlerinde kozmografya ve astronomi bilimleri açısından farklı iki manzara göstermektedir. Bu farklı manzaralara örnek olarak Ay ve Güneş tutulmaları ve zelzelelerin oluşumu konusunda kitabın değişik yerlerinde verilen çeşitli bilgileri aktarmak isitiyoruz.

Güneş ve Ay’ın doğudan batıya hareketi ve kıyamet alameti olarak kabul edilen tutulmalar için şu bilgiler verilmiştir(s:13-14):
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmanlı Tarihinde Bilim -1- freem@n Osmanlı Tarihi Genel 1 07-24-2007 17:34
Osmanlı Tarihinde Bilim -9- freem@n Osmanlı Tarihi Genel 2 06-23-2007 02:42
Osmanlı Tarihinde Bilim -7- freem@n Osmanlı Tarihi Genel 2 06-23-2007 02:40
Osmanlı Tarihinde Bilim -6- freem@n Osmanlı Tarihi Genel 2 06-23-2007 02:39
Osmanlı Tarihinde Bilim -5- freem@n Osmanlı Tarihi Genel 2 06-23-2007 02:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:58 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Abonem.COM
Abonem Toplist

Arama - Toplist - Sohbet - Chat - muhabbet


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238