siyasete devam
SİYASETE DEVAM…
İşte böyle bir şey politika. Belki de; insanoğlunun, çirkinleştirmede ki maharetini en üst düzeyde ortaya koyabildiği alan. Politikaya tamamen ilgisiz olanlar, çok fazla farkına varmayabilirler. Boğulacak kadar içinde olanlar için de çok fazla hayret edilecek bir şey yoktur. Ama; içerisinde olup da kendini zaman zaman dışa çekebilen ve manzarayı dışarıdan seyretmesini başarabilenler için, sergilenen çirkinliklerin inanın haddi hesabı yok.
Dünkü güzellerin, bugün nasıl çirkin olabildiklerini; dünkü çirkinlerin de bugün nasıl taçlandırıldıklarını gördüğünüzde gözlerinize inanamazsınız. Dünkü yalanların, bugün doğru; dünkü haramların, bugün nasıl helal olabildiğine hiç şaşırmamalısınız. En kötüsü de; bir takım mukaddes kavramlara sahip çıkma iddiasıyla yola çıkarak, görev kutsiyeti atfedilen bazı makam ve mevkilerin, zaman içerisinde nasıl müktesep hak haline dönüştüğüne alışmak zorundasınız. Ve bu hengâme içerisinde; kırk yıllık dostların, aslında kedi- köpek kadar bile birbirlerinden hoşlanmadıklarına şahit olduğunuzda, asla mideniz bulanmamalı. Bu durum, ne yazık ki Türk siyasetinin gerçeği. İşte, sadece bu çirkin gerçeği değiştirmek, ortadan kaldırmak adına bile olsa, siyasetin içerisinde olmak gerektiğine inanıyorum.
Erken seçimin gündeme girmesiyle çalkalanmaya başlayan siyaset arenasında, birkaç gün içerisinde ortaya çıkan bu çirkinliklerin, zaman içerisinde hangi boyutlara ulaşacağını kestirebilmek mümkün değil. Kısmetse hep birlikte göreceğiz. Ancak; 22 Temmuz günü sandık başına gittiğimizde, tercihlerimizde yanılgıya düşmemek için, hafızalarımızı da canlı tutmak zorunda olduğumuza inanıyorum. Hadi biraz hatırlamaya çalışalım yakın geçmişi.
Çok değil, daha birkaç ay kadar önce; “Erken seçim istemek vatana ihanettir. 5 yıl dolmadan seçim yapılamaz..” diyen kimdi? Bugün gelinen noktada, en büyük sorumluluğun kendilerine ait olduğu bu gerginlik ortamını mağduriyet kisvesine dönüştürmeye çalışarak, “Erken seçim isteyenler, hemen seçimden kaçıyor” yaygaralarıyla ortalığa düşen kim? Geçen sonbaharda yapılacak bir erken seçimle, hem devletin hem de milletin rahatlatılması mümkünken ve hükümet ve yandaşları dışında bu gereklilik ısrarla dile getirilirken; herkese ve her sese kulağını tıkayarak, adeta bir devlet- millet kamplaşmasına çanak tutarcasına ortamı geren ve bu gerginlikten kazanç sağlamak adına bir de mağduru oynamaya kalkan kim?
Eğer bir germe veya gerilmeden bahsediyorsanız, bunun iki tarafı olan bir eylem olduğunu görmeniz gerekir. İşte bu gerginliğin bir tarafı iktidar partisi AKP ise ( ki bu inkarı mümkün olmayan bir gerçektir), diğer tarafı da ana muhalefet partisi CHP dir. Dörtbuçuk yıl boyunca varlığını bile hissettiremeyen bir ana muhalefetin, geçmişinden bu yana var olan alışkanlıklarını yeniden ortaya koymasına, çok şaşırmamak lazım. Bulanık suda balık avlamak, onların değişmez vasfıdır. 3 Kasım 2002 den bu yana seyretmek dışında hiçbir şey yapmadığı kötü yönetime karşı patlama noktasına gelen millet tepkisini ardına almaya çalışan CHP’nin de, en az AKP kadar bugün yaşanan kaostan sorumlu olduğunu, kendileri bilmeseler de bu millet biliyor. Ve eğer; son günlerde düzenlenen mitinglere katılan kalabalıkları, 22 Temmuzda sandıklardan kendilerine çıkacak oy pusulası olarak görüyorlarsa, büyük hayal kırıklığı yaşayacaklar.
Bu haftalık da bu kadar. Henüz oynaşma aşamasında olan “Düşman Kardeşler” ittifakı ve ittifaksız müttefiklere de önümüzdeki hafta değinmek istiyorum. Dedik ya siyasete devam. En azından çirkinlikleri bertaraf etmek adına…
Zihni AÇBA
|