Abonem.COM Forumları  - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım  

Geri git   Abonem.COM Forumları - Müzik, Kültür Sanat, Atatürk, Sağlık, Aşk, İslam, Güvenlik, Oyun, Spor, Donanım > Genel Haberler > Politika - Siyaset \ Politics -Diplomacy > Serbest Kürsü
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Serbest Kürsü Burası Siyeset Meydanı....

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 05-10-2007, 13:08
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Ermeni sorunu (1): Tehcir



Ermeni sorunu (1): Tehcir

1915 olaylarının yoğun olarak tartışıldığı bu dönemde diaspora Ermenileri, Ermenistan’da yaşayanlar ve Batı dünyası ile Türkiye yine karşı karşıya geldi. 90 yıl önce yaşananlar, bugün sıcak bir gündem maddesi olarak karşımızda.

Tehcir kararı, Ermenilerce farklı, Türkiye tarafından farklı tanımlanıyor. Her iki tarafta acılara neden olan olaylar, bugün Türkiye’nin karşısına konulan siyasi bir gündem maddesi halinde yeniden tartışılıyor. NTV, 24 Nisan tarihi etrafında kopartılan fırtınalar ve oluşan toz-duman arasından gerçekleri ayıklayabilmek ve tarafların görüşlerine serin kanlı biçimde kulak verebilmek için özel bir dosya hazırladı.

1915 yılı Osmanlı İmparatorluğu için bir faciayla başladı. Son kırk yılını cephede geçiren ordu, nefes almaya fırsat bulamadan cihan harbinin ateşine düştü, ilk acı deneyimini de Sarıkamış’ta yaşadı. Binlerce asker donarak öldü, Çarlık Rusyası orduları tüm Doğu Anadolu’yu ele geçirmek fırsatını yakaladı. Rus ordusunda, Osmanlı vatandaşı Ermenilerin oluşturduğu taburlar vardı.
Aslında Ermeniler’deki hareketlenme yeni değildi. 19. yüzyılın başlarından itibaren, artık her yönüyle dağılmaya başlamış devlete karşı örgütlenmişlerdi. Ülkeden tek tek kopan diğer etnik unsurlar gibi toprak davası güdüyor ve özellikle Doğu Anadolu’da, Türklere karşı ölümcül saldırılar düzenliyorlardı.




TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu
Yusuf Halaçoğlu (Türk Tarih Kurumu Başkanı): Bu tarihlerde artık terör başlıyor. Terör hareketleri 1895 Sason isyanı ile daha geniş bir hal alıyor. Ardından Anadolu’nun pek çok şehrinde kundaklamalar, insan öldürmeler oluyor. Ardından da Van’da, Elazığ’da, Adana’da, Zeytun’da isyanlar çıkıyor. Yine İstanbul’da Osmanlı Bankası’nın bombalanmasından Yıldız suikastına kadar, çeşitli suikastlar var.



TEHCİRDEN ÖNCE
Eski büyükelçi ve CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ da olayların 1915’ten çok öncelere dayandığı görüşünde.

CHP Milletvekili ve eski büyükelçi Şükrü Elekdağ

Şükrü Elekdağ:Osmanlı devletine büyük devletlerin müdahalesi için daima kullanılan, Osmanlı devletinin Hıristiyan tebaasının özgürlükleriydi. Bu işin uluslararası alana intikal etmesi bu şekilde olmuştur. Böyle bir yaklaşım içersinde Hınçak ve Taşnak gibi kurumlar ortaya çıkmış ve Anadolu’yu kana boyamışlardır. 1878’den 1. Dünya Savaşı’na kadar 40’tan fazla isyan olmuştur Anadolu’da. Bu isyanların temel amacı Hıristiyanların Türkler tarafından baskıya maruz kaldığı gerekçesiyle dış devletlerin müdahalesini sağlamaktır. Önemli olan şudur burada; Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ermeni partileri şöyle bir plan üzerinde anlaşmışlardı. O da Birinci Dünya Savaşı’nın bağımsızlığı elde etmek için bulunmaz bir fırsat teşkil edeceği idi.



1915 olaylarına ilgi duyanlar yalnızca tarihçiler, diplomatlar değil. Bu soruna ilişkin derinlemesine araştırma yapan bağımsız araştırmacılar da var. Bunlardan birisi de Almanya’da yaşayan Derya Tulga da şunları söylüyor.

Araştırmacı Derya Tulga

Derya Tulga: Şimdi 1915 bir nokta değil. 1915, ta 1774’te başlıyor. Neden başlıyor? O tarihten itibaren insanlar başlıyorlar yerleştikleri toprakları terketmeye... Bütün o tarihlerdeki anlaşmalarda madde var; isteyen istediği yerde yaşar diye... Yani birarada yaşama gibi durum kalmamış. Fakat ondan sonra bu gönüllülük ortadan kalkıyor. Bu, Gladstone’un meşhur 1876’da ‘Türkler pılını pırtısını toplasın, defolsun’ hikayesi geliyor. İş ciddiye biniyor. 1915 yılında Türkiye’de bir nesilde üçüncü defa kovulmuş adam var. Ondan sonra Ermeniler tarafından bir de dördüncü defa gündeme gelince, bazı adamların sabrı patlamış.


Resmi teze karşı yaptığı açıklamalarla çoğu zaman büyük tepki çeken tarihçi Halil Berktay ise, 1915 öncesi olayların tek taraflı resmedildiği görüşünde.

Tarihçi Halil Berktay

Halil Berktay:Ermeni meselesinde resmi tarihçiliğin yazıp çizdiği, Türk Tarih Kurumu’nun, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, Ermeni Masası Başkanı Hikmet Özdemir’in ve diğerlerinin yazıp çizdiği herşey, aslında bu örtük kabullerden kaynaklanmaktadır. Yani ortaya Ermeni milliyetçi devrimci örgütleri çıktıysa; ‘bunun hiçbir mantıki açıklaması yoktur bu adamlar haindir’, ‘verdikleri mücadele başından itibaren bir ihanet mücadelesidir’, ‘bir dış ajanlık, Rus Çarlığı’ndan, Panslavizmden falan kaynaklanan’... -O boyutları hiç yoktur demiyorum ama- ona indirgenen ‘bir ihanet çıkışından başka birşey değildir’. Söylemek istediğim şey şu: Bu bütünsel tarih kurgusu Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dikensiz gül bahçesi gibi resmedilmesinden ve buna karşılık bütün isyan, başkaldırı, reform taleplerinin hepsinin ihanet girişimleri olarak resmedilmesi anından başlayarak toptan sakattır.


Savaşla birlikte durum daha da kritikleşti. 1915’in ilk aylarında yaşananlar Türklerle Ermeniler arasında daha kötü olayların habercisiydi. Anadolu’nun dört bir yanında isyanlar çıkıyor, Ermeni örgütleri Türk ordusunun ikmal hatlarına yoğun saldırılar düzenliyordu.


Yusuf Halaçoğlu: Gözünüzde Türkiye haritasını canlandırın. Çanakkale’de savaşıyor ordunun bir tanesi, ikincisi Kafkasya’da savaşıyor. Bir ordunuz da Suriye’de savaşıyor. Bir çizgi çekin bu savaş olan alanlara. Deniz yolları biliyorsunuz kapalı. Rus donanması Karadeniz’i tutmuş. İtilaf devletleri donanması da Akdeniz’i tutmuş, herhangi bir şekilde denizden ikmal şansınız yok.
Şimdi bir çizgi çekin İstanbul’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, Suriye’den Çanakkale’ye. Bu üçgen içersinde kimler var; işte Ermeni nüfusu var. 24 Nisan öncesinde Patrik başta olmak üzere bütün ileri gelenler ikaz ediliyor. Bakın bu tür hareketler yaptığınız takdirde sert tedbirler uygulanacaktır diye. Bu da var elimizdeki belgelerde. Bu ikazda bulunulduğunu Amerikan belgelerinde de görüyoruz, Konsolosluk raporlarında... Ama olmadığı için 1800 Ermeni’nin tutuklandığını görüyoruz. Bakın yine 24 Nisan, sürgün kararının alındığı tarih değil.



TEHCİR NASIL BAŞLADI?
Ermeni tehciri

Ülkeyi ve iktidarını tehlikede gören İttihat ve Terakki hükümeti, 24 Nisan’da değil belki, ama bir ay sonrasında harekete geçiyordu. Alınan bir karara göre, savaş alanlarındaki Ermeniler başka yörelere göç ettirilecekti. Yani tehcir.
90 yıllık soykırım tartışması işte alınan bu karar ile başladı. Binlerce Ermeni yollara düştü. Bu uzun yolculuk sırasında bazısı saldırılar sonucu, bazısı açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti.


Yusuf Halaçoğlu: Siz bir devletsiniz, ne yaparsınız? Telgraf telleriniz kesiliyor, ikmal yollarınız sabotaja uğruyor. Ve düşmanla işbirliği yapmışlar, Fransızlarla işbirliği yapmışlar. 1914-1918 arası Fransız belgelerine bakın. Fransa için ölen Ermenilerin listeleri var. Hatta Paris’te anıtları var ve orada isimler yazılı.
Ermeniler o çizdiğimiz çizgi vardı ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, çektiğimiz çizginin dışında bir yere naklediliyor. Musul-Zor bölgesine nakletmiş. Osmanlı devleti diyor ki; nakil sırasında bunların bütün yiyecekleri karşılanacaktır. Gittikleri yerlerde nüfus kayıtları tutulacaktır. Siz yok etmek istediğiniz bir topluluğun nüfus kaydını tutar mısınız?



Eleştiri oklarına hedef olan isimlerden biri tarihçi Taner Akçam ise 1915 olaylarını İttihat ve Terakki’nin Ermenileri imha etmesi olarak niteliyor;

Araştırmacı Taner Akçam

Taner Akçam: 1915’te Sarıkamış yenilgisinden sonra İttihat ve Terakki Partisi, Doğu Anadolu’yu kaybedeceği hükmüne vardı ve bu kaybetmede Ermenilerin önemli rol oynayacağına inandı. Büyük bir panikle Anadolu’daki bütün Ermenileri Suriye çöllerine sürerek imha etti. Özetle 1915’te ne olduğunu anlayabilmek için, tabii çok öncelere bakmak gerekiyor ama asıl önemli noktası İttihat ve Terakki Partisi’nin Ermeni vatandaşlarını Osmanlı Devleti’nin devamı için bir tehdit olarak görmesidir.


Yıllardır Türk tezlerine olan yakınlığı ile bilinen Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy de, kayıpların karşılıklı olduğunu söylüyor.

Tarihçi Justin McCarthy

Justin Mccarthy: Evet, Türkler Ermenileri öldürmüştü, bu doğru ama Ermeniler de bir çok Türk’ü öldürmüştü. Bu bir katliam, etnik bir temizleme değildi, savaş koşullarında yaşanmış bir şeydi. Hükümetlerin yanı sıra halklar da savaşmıştı ve bu savaşta yüzbinlerce insan ölmüştü. Bu şekilde olayı anladım. Bu araştırmayı burada yaşadığım ya da Türkleri sevdiğim için yapmamıştım. Bulduğum gerçekler beni bu sonuca götürmüştü. Rakamlar vardı ve bunlar doğru söylüyorlardı.



YAŞANANLAR NEYDİ?
Tartışmaların asıl odaklandığı nokta ise, yaşananların nasıl tarif edileceği.
Ermeniler tehcir sonrası kampta



Derya Tulga: Devletin maksadı neydi? Efendim, bizde şimdi anlatıyorlar çarpışmaydı falan, hayır devletin maksadı şuydu. Ermenileri yaşam sahalarından alıp, başka yaşam sahalarına götürmek ve orada bırakmak. Geri döneceklerdi diye kimse iddia etmesin, mümkün değil. Döndüler tabii sonradan o ayrı. Ama devletin esas maksadı, Ermenileri oraya yerleştirmekti, hayat sahalarını oraya kurmaktı. Hatta iddialar var, Ermeni milliyetçiliğini, Arap milliyetçiliğine denge unsuru olarak kullanmak diye... Ondan sonra şimdi millet zannediyor ki, o zamanki yol şartlarıyla, bugünkü yol şartları aynı. Maraş’la Antep arası dört günmüş, düşünebiliyor musunuz? Dört gün... Siz adamı alıyorsunuz ta Trabzon’dan Suriye’ye hatta Musul’a kadar yürütüyorsunuz. Pikniğe götürseniz çok ağır kayıplar verir. Yani ağır ihmal muhakkak ki var. Ancak bunun tartışması Ermenilerin dediği gibi olmaz.

Dahiliye Nazırı Talat Paşa





Halil Berktay: Ben hakikaten en hafif deyimiyle muazzam bir etnik temizlik olduğu, devletin resmi kanallarıyla, devletin de demiyelim, o zamanki Osmanlı devletinin iktidar piramidinin tepesindeki ve savaş diktatörlüğü niteliği taşıyan Enver, Cemal, Talat üçlüsünün, özellikle de Dahiliye Nazırı olarak ve İttihatçıların ‘gizli dehası’ olarak Talat’ın resmi emirleriyle muazzam bir tehcir düzenlendiği ve bütün vilayetleri kapsayan tehcirin başlı başına etnik temizlik olduğu kanısındayım. Ama aynı zamanda en azından ilk tur katliam emirlerinin de doğrudan doğruya aynı İttihat önderliği tarafından İttihat Ve Terkakki’nin gizli örgütü olan Teşkilatı Mahsusa tarafından uygulandığı kanısındayım.


Rus askeri tarihçisi Boris Mihayloviç ise Ermeni örgütlerin Rus kuvvetlerine yardım ettiklerini doğruluyor. Ancak Mihayloviç buna rağmen Osmanlı yönetiminin aldığı kararın katı olduğu görüşünde

Tarihçi Boris Mihayloviç


Boris Mihayloviç:
Alınan önlemlerin çok acımasız ve korkunç olduklarını inkar edemem. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu konuda yaptığı açıklamaya göre, Ermeniler özellikle Taşnaklar, Türk ordusuna karşı beşinci kol faaliyeti yürütüyordu. Ermeni organizasyonları Türk cephesinde isyan çıkardı ve doğal olarak Türklerin de bir şekilde buna karşı önlem alması gerekiyordu. Ancak bu alınan önlemler tüm beklentilerin çok daha üstünde ve katıydı. Konu Türklerin bu önlemleri almaması gerektiği değil, konu, alınan önlemlerin olaylarla orantısız olmasıydı.


Ermeni çetelerinden ele geçirilen silahlar


TEHCİR’DE ÖLÜ SAYISI TARTIŞMALARI
İttihat ve Terakki’nin aldığı tehcir kararının, soykırım amacı taşıyıp taşımadığı tartışmaları, günümüzde bile üzerinde mutabakat olmayan birçok soruyu da bünyesinde barındırıyor.
İttihat ve Terakki yönetiminin aldığı karar tüm Emenileri mi kapsıyordu? Osmanlı topraklarında ne kadar Ermeni yaşıyordu ve bunların ne kadarı tehcir edilmişti? Tehcir sonucu ne kadar Ermeni hayatını kaybetmişti? 90 yılın tartışması işte bu soruların etrafında şekilleniyor. 1915 olaylarında Türk olsun Ermeni olsun yitirilen canların pazarlığı yapılıyor, rakamlar adeta açık artırmaya çıkartılmışçısına değişiyor. Ermeniler yıllarca tehcirde hayatını kaybeden Ermeni sayısının en az 1.5 milyon olduğunu savunuyor. Buna karşılık Türk resmi kurumlarının verdiği sayı 300 bin civarında. Rakamların ardındaki tek değişmeyen gerçek ise 1915’in herkes için acı demek olduğu...
Tehcir sırasında Ermeniler



Taner Akçam: Bunlar böyle maç gibi ‘sen onu dedin, ben bunu dedim’ diye halledilecek şeyler değil. Ben bu konuda Osmanlı resmi arşiv kayıtlarını kullanıyorum. Rakamlar üç aşağı beş yukarı olabilir, çünkü dönemin nüfus rakamları yok. Ermeni nüfusu Osmanlı’ya göre 1,3 milyon. Ermeni Kilisesi’ne göre ise 2,1 milyon Ermeni yaşıyor.
Dolayısıyla, demek ki 1,7 milyon civarında Ermeni var. 1918 yılında, savaş sonrasında Osmanlı Dahiliye Nezareti bir komisyon kurdu. Bu komisyon 1919 Mayısı’nda sonuçlarını açıkladı. Bu komisyona göre Birinci Cihan Harbi’nde ölen Ermeni sayısı 800 bin.
Müslüman kayıplarıyla Ermeni öldürmeleri ayrıdır, bu bir. İkincisi; peki Ermeni çetelerinin öldürdüğü hiç müslüman yok mu? Elbette var. Bunların üzerinde Türkiye’nin sakin sakin konuşması gerekiyor. 1918 sonrasında, Bolşevik devriminden sonra Erzincan, Erzurum, Kars bölgelerinde Ermenilerin intikam saldırıları olmuştur. Bu konuda maalesef ciddi bir sayı yoktur. Bunların da bilinip açığa çıkartılması gerekiyor. İnsan ölümü insan ölümüdür; etnik kimlik önemli değildir. Önemli olan kim kimi hangi nedenle öldürmüşse onu lanetleyecek ahlaka sahip olmamazdır.




Ermeni çeteleri

Şükrü Elekdağ: Ermeni katliamından ölen Türk sayısının 517 bin olduğu söyleniyor. Tabii Ermeni rakamlarının ne olduğu konusunda ise değişik rakamlar var. Bunlar 300 bin rakamını ileri sürüyorlar, Tarihçi McCarthy 600 bin rakamını ileri sürüyor. Türk Tarih Kurumu’nun ileri sürdüğü rakamlar bunların daha altında.


Yusuf Halaçoğlu: 6500 veya 8500 kişi bu şekilde fiilen katledilmiş bir rakam var. Belgelerde bu görülüyor. Şimdi söyleyeceğim şey şu; Kafkasya sınırına gidenler haricinde Osmanlı topraklarında ölenlerin sayısı toplasanız demin söyledim öldürülenlerle birlikte, 60 bin hadi 70 bin olsun, 30 bin de koysanız 100 bin yapar. Ama konsolos raporlarına göre Kafkasya’da asıl açlık ve hastalıktan ölümler meydana gelmiş. 30 bin kişinin bu bölgede 200 bin kişinin de Tiflis bölgesinde öldüğü belirtiliyor. Dolayısıyla yani 300 bin civarında hastalıktan ve açlıktan bir Ermeni ölümü olduğunu tahmin ediyorum.


Halil Berktay: Önemli olan şudur; Türk resmi tezlerine göre bunlar tamamen kazara ölümlerdir. Yani işte salgın hastalıklardır, açlıktır, soğuktur ve sıcaktır veya önü alınamayan eşkıya saldırılarıdır. Devletin en iyi niyetlerine rağmen 300 bin insan bir yıl içinde kazara ölmüş olmaktadır. Bunun ötesinde Türk resmi söylemi yıllardır şunu yaptı ve yapmaya devam ediyor. O Ermeni milliyetçi-devrimci örgütlerinin Doğu Anadolu’da mücadelesi diye sözünü ettiğimiz olay, bunun Türk-Müslüman nüfus açısından yaptığı, yolaçtığı kayıpları, tahribatı münhasıran işlemeye devam ediyor ve rakamlar giderek tırmanıyor adeta bir açık artırmaya çıkmışız gibi. Ve Kamuran Gürün’ün yarı resmi kitabında 300 bin olarak verilen Ermeni kayıplarından çok daha fazla bir Türk-Müslüman nüfusu kayıplarını öne sürüp, adeta eşitlik sağlamış veye dengeyi kendi tezlerimiz lehine çevireceğiz gibi oluyor.

Enver ve Cemal paşalar




Derya Tulga: Biz az bir rakam söylediğimiz zaman diyorlar ki ‘Yahu kardeşim sen az mı görüyorsun bunu?’. Hayır ben değil, sen az görüyorsun. Sen az görmesen artırmazsın. Ben bildiğim rakamı söylüyorum. Az veya çok demiyorum. Bir kişi bile ölse günahtır. Hatta bugün hukuksal açıdan soykırım, hiç adam öldürmeyin, yine soykırımdır.



ERMENİLERE YARDIM EDİLDİ Mİ?
Ermeni tehciri ile ilgili tartışma noktalarından birisi de yardım konusu. Başını Taner Akçam’ın çektiği bazı uzmanlar, Ermenilere yardım edilmesine izin verilmediği ve bilinçli olarak aç bırakıldıkları görüşünde. Ancak Türk resmi makamları bu iddialara şiddetle karşı çıkıyor.


Yusuf Halaçoğlu: Amerikan belgelerinde bile bu nakledilen insanlara yardım edildiğine dair bir sürü belge var. Hatta kendi yardım kuruluşlarının yardım ettiğine dair belgeler var. Peki bunları gösterirsem ne olacak? Yani fiilen beş yüz bin insanın, Suriye’de bulunduğunu ve bunların 486 binine yardım edildiğini Halep Konsolosu tarafından Morgenthau’ya gönderilmiş belge var. Near East Relief diye bir yardım kuruluşu var Amerika’nın. Bunlar yardım ediyor oradaki insanlara, her gün beşyüz altın lira yardım edildiğinden bahsediyor. Hastaneler kurulmuş burada, Kızılhaç mensupları bunların içerisinde yaşıyor.


Araştırmacı Derya Tulga ise Taner Akçam’ın dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson’ın evraklarını ihmal ettiğini belirtiyor. Tulga, Dışişleri Bakanı Lansing tarafından Başkan Wilson’a yazılan 8 Mayıs 1918 tarihli yazıda misyonerler tarafından Ermenilere ayda 1-2 milyon dolar yardım sağlandığının belirtildiğini söylüyor.
Osmanlı jandarması eşliğinde tehcir sırasında Ermeniler




Derya Tulga: Şimdi Taner Akçam’ı okuyorsunuz diyor ki, ‘Hiç su olmayan yere gönderdiler’. Üç gün su içmezsen ölürsün, bu kadar basit bu iş. Götürülen yerler Fırat nehrinin kıyısıdır bir kere madde bir. İkincisi der ki ‘engel olunumuştur bunlara, yemek gıda verilmemiştir’. Halbuki biliyoruz ki, Amerikan belgelerinde var. Hatta Alman, İsviçreliler gittikleri günden beri bunları beslemek için şey yapmışlar. Ayrıca millet zannediyor ki, bu kampların etrafı filan kapalı. Halbuki buralar açık yerler, iki tane Türk jandarması var. Bütün öz yönetim Ermenilerde zaten. Bakın bu şeylerde tarım, ticaret yapılıyor. 1915 yılında müthiş bir çekirge istilası olmuş Filistin ve Suriye’de, açlığın sebeplerinden birincisi odur. İkincisi İngiliz ablukası. İngiltere kesinlikle engel oluyor Osmanlı topraklarına gıda ve ilaç girmesine. Osmanlı’da o zaman ne olduğu belli. Patatesi Marsilya’dan getiriyor. İlaç milaç hak getire zaten. Sadece Orta Avrupa’da -bakın Türkiye’de bilen yok bunu- abluka açlığından ölen insan bir milyonun üstünde. Bizim tarafta çok daha fazla

Cemal Paşa




Birinci Dünya Savaşı bu topraklardan çok şey götürdü. Binlerce Türk ve Ermeni hayatını kaybetti. Tehcirden sonra sağ kalan Ermeniler Avrupa ve Amerika’da yeni bir hayat kurma mücadelesine giriştiler. Savaştan yenik çıkan Osmanlı’da İstanbul’un işgalinden sonra kurulan mahkemelerde, tehcirin sorumlularından bazıları yargılandı ve cezalandırıldı. Kararı alan liderlerden Talat Paşa Berlin’de, Bahaettin Şakir Roma’da, Cemal Paşa da Tiflis’te intikam kurşunlarına kurban gitti.
Bugünün dünyasında Türkiye’yi sorgusuz sualsiz suçlamanın ilk işareti, Talat Paşa’yı öldüren Ermeni katilin yargılanma sonucu suçsuz bulunması ile veriliyordu.

__________________







Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 05-10-2007, 13:13
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Ermeni sorunu (2): Belgeler



Ermeni sorunu (2): Belgeler

1915’te yaşananlar, II. Dünya Savaşı sonrasına adeta unutuldu. Ancak Nazi Almanyası’nın Yahudileri kamplara toplayıp bilinçli biçimde yok etmesi, yeni bir kavramı gündeme getirdi; jenosit yani soykırım.

Jenosit bir etnisitenin bilinçli biçimde, bilerek, isteyerek ortadan kaldırılmasını amaçlamak anlamına geliyor. 1948’de Birleşmiş Milletler’de alınan kararla bu kavram uluslararası hukukun kilometre taşlarından biri oldu. Ermeniler bu karara dayanarak, 60’lı yılların başından itibaren 1915 olaylarının “soykırım” olarak kabul edilmesi gerektiğini savundu. Yine bu tarihten itibaren her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle farklı tezleri savundu. Karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalıştı.

60’lı yılların başından itibaren 1915’te yaşananlar Ermenilerce dünya kamuoyu gündemine taşınmaya başlandı. Bu yeni gündemin temel kavramı da, 2. Dünya Savaşı’nın ardından, 1948’de uluslararası hukuk literatürüne giren soykırım oldu. Soykırımının 1915’deki tehcir için de geçerli olduğunu savunan Ermeniler, “İttihat ve Terakki’nin, bilerek ve isteyerek Ermenileri yeryüzünden silmeye çalıştıklarını” iddia ettiler.

Araştırmacı Taner Akçam

Taner Akçam
: 1948 BM tanımlarına göre başka türlü anlatabilmek mümkün değil, ama başka da anlatılabilirler önemli değil. Zaten sorun bence ‘soykırım mıdır, değil midir’ değil. Niçin değil? Birincisi bugün uluslararası ceza hukukuna göre insanlık suçu, savaş suçu ve soykırım suçu yani üç büyük kitlesel suç arasında sınırlar zaten kaybolmuştur. Bence Türkiye’deki asıl problem, İttihat ve Terakki Partisi’nin yaptığı bir suç mudur, hata mıdır, değil midir? Zannediyorum asıl tartışma o. Türkiye’deki bir grup insan ve devletimiz 90 yıldır şunu söylüyor. ‘Bir devlet eğer vatandaşlarını kendisi için tehdit olarak görüyorsa sürebilir. Bunda bir mahsur yoktur. Artı ekliyor, ‘Sürdüğü sırada bu vatandaşlarının büyük bir kısmı ölürse bunda da hiçbir mahsur yoktur. Burada ortada suç teşkil edecek bir durum yoktur. Dolayısıyla üstünde konuşulacak bir şey yoktur. Devletin almış olduğu normal bir uygulamadır’ deniyor.

Araştırmacı Derya Tulga

Derya Tulga: Esasen Türkiye tarihinde düşünürsen, mesela bizim Fatih Sultan Mehmet döneminde bir Larende olayı var. Halkı Türk-Müslüman... Tamamını kesmiş Osmanlı o zaman. Osmanlı kronikleri de bunu kitabına uydurmuş. Resmen soykırım işte. Türk Türke soykırım yapmaz diye birşey yok. Osmanlı gelmiş Karamanlıyı kesmiş. Karamanlılar hala bugün onu fısıldarlar. O Larende olayını. Resmen soykırımdır. Yapıldıysa yapıldı deriz. Neden korkacağız? Üstelik deniyor ki “Bu kadar şey ortada”. Ne varsa çıkarsınlar. Hayır soykırım değil ama eğer bir şey istiyorlarsa, çok büyük bir ihmal var ortada. Diyorum size o tarihte o kadar insanı pikniğe çıkarsanız 100 bini ölürdü zaten. Nereye götürüyorsun yani?



BELGELERİN NASIL YORUMLANIYOR?
Kimilerine göre öldürmeler karşılıklı olmuştur, kimilerine göre ölenlerin sayısı arasında eşitlik vardır. Kimilerine göre de bir kişi bile ölse ortada bir suç vardır. 1915 tehciri üzerine Türk tarafı da, Ermeni diasporası da ortaya belgeler koyuyor. Ancak belgeler üzerinde hala fikir birliği yok. O kadar ki, üzerinde fikir birliği oluşan belgeler bile farklı yorumlanabiliyor taraflarca...


Vahan Dadrian: Ermeni meselesinde iki tür belge var. Bir resmi belge, ‘Dahiliye Vekaleti’nden geliyor. “Koruyun, ekmek verin” diye. Bir de gizli belge var, gayrıresmi. Partiden geliyor ki, partinin hiçbir hükümet tarafı yoktur. O zaman diyor ki: “Ermeni kafileler uzaklaşınca harekete geçin ve öldürün.”

CHP Milletvekili ve eski büyükelçi Şükrü Elekdağ

Şükrü Elekdağ: Bu konuda ileri sürdükleri bazı hatırat var. Bunlar savaş sırasında çıkarmış oldukları propaganda kitaplarıdır. Bunlardan bir tanesi Aram Andonyan’ın yazmış olduğu ve 1920 yılında Paris’te yayınlanmış olan Talat Paşa Telgrafları kitabıdır. Bu kitap herhangi bir şekilde bir kaynağa istinat etmiyor. İkinci yararlandıkları kitap Büyükelçi Morgentau’nun Öyküsü diye bir kitaptır. Morgentau kimdir? 1914-1916 arasında İstanbul’da Amerika’nın büyükelçiliğini yapmıştır. Bu kişi emekli olduktan sonra 1918’de New York’ta bir kitap bastırmıştır. Kitabın içinde aynen Andonyan’ınkinde olduğu gibi Osmanlı’nın bu soykırımı tam anlamıyla planlanmış bir şekilde Doğu Anadolu’da uyguladıklarını, bunun esas itibarı ile amacının Ermenileri yok etmek olduğunu ortaya koyuyuyor. Fakat bir başka Amerikalı tarihçi Lory, (Princeton Üniversitesi’nden) o da bir kitap yazdı, bu kitabın perde arkasını anlatan.

Dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau

Bu kitapta büyükelçinin kitabında yazılanların tamamen uydurma olduğu, bunların gerçekle hiçbir şekilde uyuşmadığı kanıtlandı. En sonunda Mavi Kitap dediğimiz kitap kaldı. Nedir bu Mavi Kitap? 1916’da İngiltere Hükümeti’nin desteğiyle ve parlamentosunun onayıyla yayınlanmış olan bir kitap. Bu Mavi Kitap’ın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından yayınlandığı ortaya çıkarıldı.


Taner Akçam: Mavi Kitap’a ilişkin Elekdağ’ın ve daha sonra da CHP’nin politika olarak söyledikleri ve verdikleri bilgilerin hepsi yanlış. Bakın ben şuna itiraz etmiyorum. CHP desin ki; 1915’te böyle bir olay olmamıştır. Ama bunu dayandırdıkları bilgiler yanlış olmasın, niçin mi? Size tek tek sayayım. ‘Toynbee 1915’e ilişkin fikrini değiştirmiş’ diyor Şükrü Elekdağ. Yanlış! Toynbee 1915’e ilişkin fikrini hiçbir zaman değiştirmedi ve açık açık yazdı bunu. En azından 6-7 kitabında var. Toynbee diyor ki “Bu 1915 en büyük suçtur” ve benzeri ifadeler kullanıyor. Artı deniyor ki, Almanya hakkında Mavi Kitap yazıldı 1915 yılında. Bu Almanya hakkında Mavi Kitap’ı İngilizler yayınladı. Sonra deniyor ki, bu İngilizlerin Almanya hakkındaki Mavi Kitap’ı yalandır, palavradır, savaş propagandasıdır. Sonra diyorlar ki; İngiltere bundan dolayı Almanlardan özür diledi. Türkiye’den de özür dilesinler. Peki ben buradan Türkiye’deki okuyuculara şunu söyleyeyim. Bu noktaların her biri yalansa ne yapacaklar? Ben bir ayımı verdim, Şükrü Elekdağ’ın bu cümleleri nedeniyle. İki tane önemli kaynağı var. Birincisi Sonyel, ikincisi Justin McCarthy. İkisi de yalan söylüyorlar. 1925 yılı Ocak ayında İngiliz parlamentosunda yapılan toplantıda İngiltere resmen özür diledi deniyor. 1920’lerin Ocak ayında İngiliz Parlamentosu’nda yapılan toplantı yok. Şubat ayında başlıyor toplantı. Gidin belgelerini bulun. İngiltere hiçbir zaman özür dilemedi Almanya’dan ve Almanlar hakkındaki Mavi Kitap palavra değil. Araştırmacılar ispat ediyorlar bugün, tek tek kaynakları belli.

Tarihçi Halil Berktay

Halil Berktay: 1915’te olanlar çok büyük ölçüde o yıllarda dünya kamuoyunun bilgisine maloldu, Ermeniler bu konuda daha en ufak birşey yazmadan. Daha o yıllarda dünya kamuoyunun, tarihçilerin bilgilerine malolmuştu. Türk resmi söyleminin bir problemi şudur. ‘Türkiye’de varolan belgeler hariç herşey yalandır. Mavi Kitap hayal mahsulüdür, Toynbee yalan yazmıştır, sonra özeleştirisini yapmıştır. Lepsius arşivlerinde bulunan tüm belgeler hayal mahsulüdür, bunların hiçbiri doğru değil’ deniyor. Varolan dünya literatürü çok ciddi bir literatürdür ve aynı zamanda 70-80 yılda dünya kamuoyuna malolmuştur.

Tarihçi Andrew Mango

Andrew Mango: Mavi Kitap bir propaganda derlemesi. Tümü uydurma değil. Ama iki mesele var. Tek taraflıdır. Bunlar Ermenilerin kurban olduğu mezalimden bahsediyor. Türklerin uğradığı mezalimden bahsetmiyor. İkincisi, belge hakiki olabilir ama belge gerçeği yansıtmayabilir.


Derya Tulga: Türk tarihçisi görevini yapmıyor. Türk tarihçisi görevini yapmayınca Türk siyasetçisinin elinde belge yok. Şu Mavi Kitap konusu mesela. Çok eleştiri geldi, haklı adamlar da... Adamlar daha Mavi Kitap’ın ne olduğunu okumamışlar. Mavi Kitap İngiltere tarafından daha 1919 yılında İngiltere tarafından geri çekilmiş. Nasıl çekilmiş? Paris’te Barış Konferansı toplanıyor. Bir de komisyon var, Türkiyeyi cezalandıran komisyon.
Tehcirden sonra kampta Ermeniler

Cezalandırma komisyonu Ermenilere dayandırarak bir liste çıkartıyor, ’200 bin kişi ölmüştür’ diye. Mavi Kitap 600 bin diyor, onu artırmanız da lazım, 1 milyona kadar bir ölü sayısı veriyor Mavi Kitap. İngiltere 1919 yılında, Mavi Kitap’tan üç yıl sonra... Bakın o tarihte çıkan kitaplar; Lepsius çıkmış, Morgentau çıkmış, Mavi Kitap çıkmış daha nice şeyler çıkmış. İki milyona kadar olan iddialar var. İngiltere diyor ki ‘Hayır ben Ermenilere sordum. 200 bin kişiymiş’ nokta, bitti. Arkadan da diyor ki, bunun hukuki bir bazı da yoktur, biz mahkeme yapamayız. Konu bitti. Biz dönüyoruz, bu 1919’dan önceye gidiyoruz. ‘Mavi Kitap var mıydı yok muydu?’ Kardeşim bunu sizin tarihçi olarak bilmeniz lazım.



TALAT PAŞA’NIN TELGRAFI
1915’te yaşanan olaylara ilişkin belgeler arasında bir başka tartışma konusu da Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın telgrafları. Soykırımı savunanlar, bu telgrafları tezlerine delil olarak kullanırken, aynı telgraflar Türk resmi tezi tarafından farklı değerlendiriyor. Bunlar içinde en çok tartışma yaratanlardan birisi, Talat Paşa’nın Diyarbakır Valisi’ne 12 Temmuz 1915’te gönderdiği telgraf:

Talat Paşa'nın telgrafı

“Diyarbakır Valiliğine,
Son zamanlarda vilâyet dahilindeki Ermeniler ile diğer bütün hıristiyanlara da katliamlar yapıldığı ve bu cümleden olarak, daha sonra Diyarbakır’dan gönderilen kişiler vasıtasıyla, Mardin’de Marhasa ile Ermeniler arasındaki diğer hıristiyan ahaliden, yediyüz kişinin geceleri şehirden dışarı çıkarılarak koyun gibi boğazlattırıldığı ve şimdiye kadar bu katliamlarda öldürülenlerin iki bin kişi tahmin olunduğu ve buna ivedilikle ve kesin olarak son verilmezse çevre vilâyetteki müslümanların da ayaklanarak bütün hıristiyanları katletmelerinden korkulduğu, haber alınmıştır. Ermeniler için düşünülen siyasî tedbirlerle, onların kontrol altında tutulmasına yönelik tedbirlerin, diğer hırıstiyanlara da uygulanacak şekilde genişletilmesi kesinlikle uygun olmadığından, kamuoyu üzerinde çok kötü etkiler bırakacak ve bilhassa bunun üzerine hırıstiyanların hayatını tehlikeye sokacak bu türden olaylara derhal son verilmesi ve gerçeklerin açıklığa kavuşturulması.
Talat Paşa, Dahiliye Nazırı”



Talat Paşa’nın bu telgrafı, özellikle Taner Akçam ve Halil Berktay açısından Ermenilere soykırım uygulandığının en önemli ipuçlarından biri. Ancak Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, telgrafın bu şekilde yorumlanmasına itirazı var.

TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu

Yusuf Halaçoğlu: Bakın Osmanlı belgelerinin dilini bilmiyorlar. Bugünkü gibi bir belge yazılacak zannediyorlar. Hiçbir belgede Osmanlılar böyle yazmazlar. Şimdi Talat Paşa tarafından gönderildiğini söyledikleri belgede buna hiç dikkat etmiyor kimse... Ayrıca Osmanlıca bilmiyorlar. İstihbar etmek kelimesini istihbaratla karıştırıyorlar ve Teşkilatı Mahsusa zannediyorlar. İstihbar, haber alınmak demektir, istihbarat değildir. Eğer devlet açık verecekse yüz binlerce belge var bundan. Bunların içerisinde hepsinde çok titiz davransa bile açık verirdi.
Bunların hiçbirinde katledin diye -ima da olsa- bir bilgi yok. Tam tersine halkın karıştırılmaması, saldırıların önlenmesi emredilmiştir. Ne kadar başarılmıştır? Belki de çok başarılı olunamamıştır. Çünkü bir ordunuz Kafkasya’da, bir ordunuz İstanbul’da, bir ordunuz Suriye’de. Elinizdeki kuvvet az. Ancak 10 jandarma veriliyor kafileye, bunlar öyle götürülüyor. Ondan sonra diyorlar ki, jandarmalar kafileyi katletti. İkibin kişiyi on kişi katledemez ki.




ARŞİVLER TARTIŞILIYOR
Dahiliye Nazırı Talat Paşa

Talat Paşa’nın telgrafları, dönemin kahramanlarının hatıraları, yazılan kitaplar kadar, ülkelerin arşivleri de tartışma konusu. Her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle tezlerini savunuyor ve karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalışıyor. Çeşitli devletlerin arşivlerinden çıkartılan belgeler üzerindeki tartışma, arşivlerle ilgili karşılıklı suçlamaları da beraberinde getiriyor.


Taner Akçam: Genelkurmay arşivleri bütün bilim adamlarına açık değildir. Son derece zor izin verilerek çalışma yapılabilir ve tesadüfen çalışma izni alan birkaç kişi de orada çalışma koşullarında başlarına gelenleri anlatırlar, biz de biliriz. Oradaki arşivler Genelkurmay arşivleri esas olarak kapalıdır. Birincisi, aradan 90 yıl geçmiş ve biz hala arşivlerdeki durumu konuşuyorsak tuhaf bir durum var demektir. İkincisi, Genelkurmay arşivlerinde, örneğin İstanbul Divan-ı Harbi Örfi dediğimiz İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki yargılanmalara ilişkin dosya evraklarının olduğunu tahmin ediyoruz. Niçin? Çünkü 1922 Kasımı’nda İstanbul devralındıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından oradaki sıkıyönetim belgeleri Ankara’ya gitmiş olsa gerekir. Çünkü bu belgeler İstanbul’da değil, hiçbir yerde değil. En azından İstanbul mahkemelerinin soruşturma dosyaları elimizde olursa, inanılmaz önemde bilgilere sahip olacağız.


Yusuf Halaçoğlu: Cumhuriyet arşivinin hepsini açsınlar, Taşnak yazışmalarını da açsınlar. Hınçak’ın, Boston’dakini de Kudüs’tekini de açsınlar. Onlar açtığı zaman ne çıkacak biliyor musunuz?
Ermeni çetelerinden biri

Taşnak’la veya Hınçak’la İngiltere’nin, Fransa’nın diğer ülkelerin yazışmaları çıkacak ortaya. Bunların Anadolu’daki militanlarının merkeze gönderdikleri raporlar çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmadan bizim ortaya koyduğumuz belgeler Ermenileri susturamaz yoksa.



DİASPORA SESİNİ DUYURUYOR
“Ermeniler soykırıma uğratıldılar” açıklamalarının dünya kamuoyuna yansıtılması, 1960’lı yılların başında gerçekleşti. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa olmak üzere, gittikleri ülkelerde yavaş yavaş söz sahibi olmaya başlayan Ermeniler, yani diaspora, sesini duyurmaya başladı. Hızla örgütlenen Ermenileri bir arada tutan 1915’in anılarıydı. Anma törenleri düzenlediler, onlarca kitap yayınladılar, oluşturdukları lobilerle bulundukları ülkenin hükümetlerini baskı altında tuttular ve soykırımının tanınması için her fırsattan yararlandılar.


Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı Laurent Leylekyan

Laurent Leylekyan (Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı): Bu konuda çok ciddi uluslararası çalışma var. 60’lı yıllara kadar ortada 3-4 kitap dışında ciddi kaynak yoktu. Ama o zamandan beri pek çok araştırma yayınlandı. İngiltere, Amerika, Avusturya tüm dünyada arşivler tarandı. Artık bizim için tarihsel bir soru yok ortada.


Halil Berktay: 1960’lardan 70’lerden itibaren şöyle bir olay ortaya çıktı. Bir diaspora, Ermeni toplulukları gittikleri toplumlarda tutundular, güçlendiler ve şunu farketttiler: Kültürel olarak kendilerini birleştiren şey 1915’in anılarıdır. Bunun etrafında çok ciddi Ermeni lobileri dediğimiz olay ortaya çıktı.


Şükrü Elekdağ: Ermeniler başlangıçta Avrupa’da ve Amerika’da kimliklerini bir süre muhafaza ettiler. O ülke halklarıyla kaynaştılar ancak asimile olma gibi bir durumla karşılaşılmadı. Fakat daha sonra bir asimilasyon başladı. Tabiatıyla böyle bir dönemde Ermeni milliyetçileri ve bilhassa Kilise bunun gelişmesini ve Ermenilerin kimliklerini kaybetmelerini istemediler.
Batı ülkelerindeki Ermeni diasporasından bir grup.

O bakımdan kimliklerini kaybetmemek için bunları Türk düşmanlığı etrafında topladılar. Yani bugün baktığınız zaman diasporadaki Ermenilerin kimlikleri Türk düşmanlığıyla özdeşleşmiştir.



ASALA TERÖRÜ
İlerleyen dönemde, Ermeni örgütleri faaliyetlerini illegal alana da taşıdı. Terör grupları oluşturuldu ve Türkler hedef alındı. Terörün en acımasız yöntemlerini benimseyen Ermeni örgütü ASALA, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına silahlı saldırılar düzenledi. O döneme kadar Ermeni meselesini yeterince dikkate almayan Türkiye, unuttuğu bir sorunla çok acı bir şekilde tekrar karşılaşıyordu.
ASALA terörü Türkiye'nin yurtdışı büyükelçiliklerini hedef aldı.




Tarihçi Justin McCarthy

Justin McCarthy: Türkiye’nin yaptığı en büyük yanlış, bu konu hakkında hiç konuşmamak oldu. Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonrasında her şeyi konuşmaya, bütün arşivlerini açmaya, Ermeni meselesini tartışmaya başlamalıydı. Bunun yerine Türk diplomatlarının öldürülmesine kadar beklediler ve o zaman da bütün her şeyin üzerinden çok uzun zaman geçmiş, çok vakit kaybedilmişti. Bu zaman da Türkiye’nin aleyhine işlemiş ve bir önyargı oluşmuştu Türklere karşı. Ermeni milliyetçileri bu önyargıyı kullandılar ve Türkler de hiçbir şey yapmayarak sustular.


Şükrü Elekdağ: Esasen biz de bir şeyler yaptık ancak bunlar sürekli olmadı ve uzun vadeli bir strateji çerçevesinde yapılmadı. Bir de yaptığımız işlerin karşısında Ermeni diasporası son derece örgütlüydü.


Halil Berktay: Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojisi geçtiğimiz yıllarda, esas olarak da ellilerden, altmışlardan başlayarak bu 1915-16 olayını -adına ne dersek diyelim- kapsamlı bir şekilde reddetti. Bir önemli husus var. Bu reddediş ve bunun unsurları olarak anlattığı kültürel fragmanlar çok büyük ölçüde içe dönüktü ve içe dönük olmaya devam etmektedir. Mesele daima şu olmuştur: Kendi kamuoyumuzu ikna edelim ve buna alıştıralım.
Tehcir sırasında Ermeniler



Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin faaliyetleri, 60’lardan bugüne, yoğunluğunu artırarak devam etti. Türkiye ise, hangi iktidar olursa olsun, bugüne değin Türk halkına, yani içe dönük propagandanın dışında pek bir şey yapmadı.
Soykırımı savunanlar, yıllarca savaş koşullarını ve bir devletin kendisi için tehlike olarak gördüğü bir duruma karşı geliştirdiği egemenlik refleksini yok saydı. Türkiye ise, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı tutarlı bir tavır sergileyemediği gibi, ne batılı ülkelerin olaylara ilişkin tutumunu sorgulayabildi, ne de 70’lerdeki terör saldırılarının hesabını sorabildi. Bugün gelinen noktada ise, gerek tek kutuplu dünyanın bilinen koşulları, gerekse yıllardır peşinde koşulan Avrupa Birliği üyeliğinin neredeyse başat koşullarından birisi olarak dayatılan “soykırımı” suçlaması, Türkiye’yi büyük bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunuyor.

__________________







Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 05-10-2007, 13:17
Julio_Iglesias - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Forum Sahibi | Forum Genel Yöneticisi | Administrator ||||| ~ O Şimdi Asker ~ 1988/2 ~ |||||
 
Üyelik tarihi: Jan 2005
Nerden: Denizli
Yaş: 21
Mesajlar: 7.636
Tecrübe Puanı: 3756
Julio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site YöneticisiJulio_Iglesias Site Yöneticisi
Julio_Iglesias - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Ermeni sorunu (3): Çözüm



Ermeni sorunu (3): Çözüm

Ermeni sorununda gelinen noktada Avrupa Birliği üyeliğinin neredeyse başat koşullarından birisi olarak dayatılan “soykırımı tanıyın” çağrısı, Türkiye’yi bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunuyor.

Hükümet bir politika değişikliğiyle bundan sonra daha aktif bir siyaset izleme kararı alırken, üçüncü ülkelerin soruna müdahalesi durumu daha da zorlaştırıyor.

'Ermeni Sorunu’, genellikle Türkiye kritik dönemlerden geçerken sahneye kondu. Tehcirin sorumlusu olarak gösterilen İttihat ve Terakki önderlerine birbiri ardına suikast düzenlendiğinde, Anadolu’da yeni bir ulus devletin kuruluş mücadelesi veriliyordu. 70’lerde ortaya çıkan Ermeni terörü, Kıbrıs Harekatı sonrası oluşan uluslararası baskı ortamında yoğunlaştı. Ermeni sorunu şimdi de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilmek için çaba gösterdiği günlerde, dozu giderek arttırılan bir konu olarak gündeme geliyor.



Şükrü Elekdağ: Bugün de Ermenilerin Türkiye’ye karşı kullanıldığını gözlemlemekteyiz. Şimdi bazı Batılı devletler bunu Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanmak istemekte belli ödünler almak için Türkiye’den. Bazıları ise Türkiye’nin dış politikasını yönlendirmek ve AB yolunda Türkiye’nin önünü kesmek için kullanmaktadırlar.




Taner Akçam: Daima eğer bir ülkenin içinde bir problem varsa, o ülkenin dışındakiler bu problemi kendi doğrultularında kullanmak isterler; bu genel kuraldır. Önemli olan şudur, eğer ortada bir sorun varsa biz bu sorunu sorun olmaktan nasıl çıkartırız. Onu kullanana, Avrupa bu konuyu kullanıyor diye Avrupa’ya bağırmak yerine ‘o sorunu sorun olmaktan nasıl çıkarırız’ diye düşünmemiz gerekiyor.


Halil Berktay: Ermeni soykırımının tanınmasının Türkiye’ye herhangi bir şekilde dışarıdan uluslararası kuruluşlar tarafından, AB sürecinde veya üçüncü ülke parlamentoları tarafından dayatılmasına hatta üçüncü ülke parlamentolarının bu konuda kararlar almalarına karşıyım. Bu bana tarihin ahlak zabıtası rolüne soyunmak gibi geliyor.

Parlamentolar karar alacaklarsa, kendi ülkelerinin karanlık sayfaları hakkında karar alsınlar.İngiliz veya Fransız parlamentoları Ermeni meselesi ile ilgili karar alacaklarsa, 19. yy sonu 20. yy başı emperyalizmi için bir özeleştiri yapsınlar ve Ermeni sorunu ile diğer milli meselelere müdahaleleri ve tarafları azdırmaları açısından özeleştiri yapsınlar. Bu mantığı sürdürürsek eğer, bence 1915 Ermeni sorunu konusunda karar alması anlamlı parlamento varsa, o da bir tek Türkiye Parlamentosu’dur.



AB SÜRECİNDE ERMENİ SORUNU
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik müzakereleri için tarih aldığı 17 Aralık zirvesi, Ermeni sorununun gündemde uzunca bir süre kalacağını açıkça gösterdi. Gerçi zirvede soykırımın tanınması bir şart olarak sunulmadı ama Fransa ve Hollanda gibi bazı üyeler, müzakere sürecinde bu konuyu gündeme getireceklerini açıkça belirttiler.

Bu dönemde, daha önce hiçbir aday ülkeye böyle bir yaklaşım sergilemeyen Avrupa Birliği, Türkiye’ye ‘tarihiyle yüzleşmesi’ni tavsiye etti. Bugün 1915’te soykırım yapıldığının Türkiye tarafından kabul edilmesi gereği artık tavsiyeyi aşmış, dayatmaya dönmüş durumda.


Derya Tulga
: Michel Rocard var bu eski Fransız başbakanlarından. Bu AB’ye Türkiye’nin girişini destekleyenlerden. Adam açıkça ‘Türkler biliyorlar’ dedi. ‘Ermeni soykırımını tanımadan Avrupa’ya adım atamazlar. Biliyorlar, kendilerine bildirildi. Bu bir yolla formüle edilip kabul edilecek.’ Yani mühim olan bizim gibi ayaktakımını uyutmak. Yutturabilirlerse şayet Türkiye bunu tanıyacak. Ben size bir şey daha söyleyeyim, bunun hiç yeni bir tarafı yok. Türkiye zaten yıllardır bu metotların peşinde.


Halil Berktay: Bakın biz bunu kabul edersek, tehcirin büyük faciaya dönüştüğünü filan, adına ne derseniz deyin. Kabul edersek ardından toprak ve tazminat talepleri geleceği söz konusu değildir. Benim kanımca Türk Devleti, Türk Dışişleri, Genelkurmay herkes çok iyi bilmektedir ki aslında böyle toprak ve tazminat talepleri gelemez. Asıl mesele başka bir şeydir.


Bu büyük psikolojik virajı nasıl alacaksınız meselesidir. Türkiye içinde ve dışında, Türkler arasında, Ermeniler arasında, Almanlar arasında ve İngilizler arasında şu çok yaygın olarak konuşuluyor: 17 Aralık 2004 zirvesi pazarlıkları sırasında Başbakan Erdoğan’ın heyetinde bulunan adı verilmeyen ama çok yüksek bir Türk diplomatı Avrupalı muhataplarına kabaca şöyle demiş. “Bizden kabul etmemizi, hatta hemen kabul etmemizi istiyorsunuz; ama nasıl kabul edebiliriz ki. 70 yıl inkar ettikten sonra” demiş. Bu, bütün problemi gözler önüne seriyor.



TÜRKİYE’DEN SİYASİ GİRİŞİM
17 Aralık sonrası süreçte Türkiye üzerindeki baskı artarken, Ermeni sorununun çözümüne ilişkin yeni açılımlar da gündeme geldi. 8 Mart’ta bir araya gelen Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Deniz Baykal, soykırım iddialarına karşı ortak hareket etme kararı aldı.
Başbakan Erdoğan konuyla ilgili konuşmasında, AB içinde de bu konu sürekli önümüze getiriliyor. Aslı astarı olmayan iddialar netice vermez. İddia sahipleri iddialarında samimiyse, biz arşivlerimizi açtık. Gelin siz de açın, tarihçilerden oluşmuş bir heyet çalışsın, ardından atılması gereken adım neyse atarız” dedi.


İktidar ve muhalefetin bu mutabakatının ardından, 13 Nisan’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oturum düzenlendi. Tüm partilerin onayıyla yayınlanan deklarasyonda tarihsel gerçeklerin gün ışığına çıkarılması istendi. Deklarasyonda, İngiltere’nin 1916 yılında yayımlanan Mavi Kitap’ının propaganda malzemesi olduğunu açıklaması ve Türkiye’den özür dilemesi talebi yer aldı.



Şükrü Elekdağ: TBMM’de bu kitabın çürütülmesini sağlamak amacıyla İngiliz Parlamentosu’ndan bir talepte bulunuluyor. Söylenecek husus şu; daha önce Alman vahşetiyle ilgili kitap, İngiliz Parlamentosu tarafından bunun bir savaş propaganda malzemesi olduğunu tanımak suretiyle çürütüldü. Şimdi aynı hareketi Türkiye ile ilgili olan Mavi Kitap için de yapın.


Derya Tulga: Mavi Kitap kendi kendini naksetmiş bir kitap. Farzedin ki İngiltere, ‘soykırım olmamıştır’ dedi. Ne olacak? Zaten dedi İngiltere. ‘Aa İngiltere bunu dedi’ mi diyecekler? Ucuz bir zafer mi kazanmak mı istiyorlar. Git Fransa’ya dedirttir. Fransa ‘var’ diyor. Neden İngiltere’nin üstüne gidiyorsun ki.



ERMENİSTAN’A MEKTUP
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki mutabakatın ardından, Başbakan Erdoğan da Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’a bir mektup göndererek ortak komisyon kurulmasını önerdi. Bu öneri bazı tarihçilerden de destek buldu.


Justin McCarthy: Bu konuyu tarihçilerden daha iyi bilecek ya da tartışacak kimse yoktur. Evinizde lavabonuz bozulsa muslukçu çağırırsınız siyasetçi değil. Siyasetçilerin yapması gereken, tarihçilere ‘biz sizi destekleyeceğiz ve söyleyeceklerinizi dinleyeceğiz’ demek ve onları çalışmaya teşvik etmek. Bence CHP ve AKP bu anlamda iyi bir iş yapıyorlar; bir araya geldiler ve tarihçilerden oluşan bir komisyonun bu konuda çalışması gerektiğini söylediler.



Boris Mihailoviç: Bence bu konu bilimsel olarak araştırılmalı, yani bu konu politik çerçeveden çıkartılmalı. Bu konuyu araştıracak birçok tarihçinin ve bilim adamının dahil olacağı bir komisyon oluşturulmalı. Bu komisyonda sadece Ermeni ve Türkler değil aynı zamanda Avrupalı bilim adamları da yer almalı. Tüm dokümanlar, anı kayıtları ve arşivler incelenmeli. Burada dengelere dayalı politik bir oyun söz konusu ve ben bu politik oyunu çok ciddiyetsiz buluyorum. Yani Karabağ sorunu gibi birçok sorunu birbirine karıştırmak istiyorlar.


Hırant Dink (Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni): Eğer Ermenistan kendi geleceğini ve tüm Ermenilerin geleceğini düşünüyorsa, Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunmalıdır.



Ermeni sorununun konuşulması bugün Türkiye’de bir taleptir. Bu talebe katkıda bulunulmalıdır. Tarihi tartışmayabilir ama tarihin konuşulması konusunda katkıda bulunmalıdır. Tartışmasın ama konuşsun ve şunu da unutmasın: Türkiye aslında tarihe ilişkin gerçeği bilmiyor. Ne biliyorsa şu an onu söylüyor. Dolayısıyla şu an Türkiye’nin karşılıklı bilgi değişimine ihtiyacı var tarihe ilişkin. Ve Türkiye buna hazır olduğunu da söylüyor. Bence bu cevabı kesinlikle bir yana itmemesi lazım Ermeni dünyasının.


Ne var ki Türkiye’nin, 1915 olaylarının ortak bir komite tarafından incelenmesi önerisi, Ermeni muhatapları tarafından sıcak karşılanmadı.



Andranik Markaryan (Ermenistan Başbakanı): Bunu iki tarafın tarihçilerinin tartışması, mantığa yakın gelmiyor. Biz soykırım oldu mu olmadı mı bunu tartışmayacağız. Biz soykırım nasıl tanınacak, tanınma şekillerini konuşacağız. 1 milyon insan mı 1.5 milyon insan mı öldü bunu tartışacağız. Olup olmadığı tartışma konusu değil. Soykırım iddialarının kabulünü diplomatik ve ekonomik ilişki için başat bir sorun olarak ortaya koymuyoruz. İddialar bizim için ana şart değildir ancak çözümlenmesi gerekmektedir.


Vartan Oskanyan (Ermenistan Dışişleri Bakanı): Türk tarafından, tarihçilerin bir araya gelmesi ve arşivlere bakıp soykırımın olup olmadığının araştırılması konusunda teklifler hep yapılagelmiştir.


Bizim buna tepkimiz hep aynı oldu. Biz, hükümet düzeyinde bunu tartışamayız; çünkü tarihi yeniden yazamayız. Bizim için bu çok açık. Bakın çok açık konuşuyorum. Türkiye eğer ‘soykırım iddialarını bir kenara koyalım ve diplomatik ilişki kuralım, sınırı açalım’ derse biz yarın kabul ederiz. Hiçbir önkoşul öne sürmüyoruz. Ne Karabağ, ne sınır sorunu... Böyle bir diyalog başarının ilk adımıdır. Ermenistan ilk adımı atmak istiyor ve top artık Türkiye’dedir.




SOYKIRIM TARTIŞILMAZ İDDİASI
Ermeni dünyasında, yani hem Ermenistan yönetiminin, hem de diasporanın asla ödün vermeyeceklerini söyledikleri, “Soykırım tartışılmaz, yalnızca kabul edilir” görüşü birleştikleri tek konu. Diaspora, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini fazla umursamazken, Ermenistan yöneticileri ilişkilerin iyileştirilmesi için soykırımın kabulünü önşart olarak ileri sürmeyeceklerini söylüyorlar. Soykırımın tanınması halinde, arkasından ne gibi taleplerin gelebileceğini kimse tahmin edemiyor.



Anthony Barsamyan (Amerikan Ermeni Asamblesi Direktörü): Ermeni Asamblesi’nin görüşü şöyle: Soykırımın sonuçlarına hükümetler karar verecek. Türkiye soykırımı tanıdıktan sonra bir araya gelip, bu tanımanın sonuçlarının ne olacağına karar vermek tamamen Türk ve Ermeni hükümetlerine kalacak. Ermeni soykırımı konusu aslında çok basit bir konu. Bir gerçek var, o da Ermeni soykırımının yaşanmış olması. Sınırların açılması, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Türkiye’nin Dağlık Karabağ konusunda Ermenistan ile ilişkileri gibi çok daha karmaşık konular da var.


Bütün bu meseleler hükümetler arasında tartışılmalı. Ermeni Asamblesi temel olarak soykırımın Türk Hükümeti’nce tanınması ile ilgileniyor. Soykırımın tanınmasının ardından ne geleceği konusunda her Ermeni’nin farklı bir görüşü vardır. Ama bence bu konuyu ele alması gereken Türk ve Ermeni hükümetleridir.




Lourent Leylekyan (Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı):
Bu soykırım reddedildiği sürece, sorun siyasi boyutta kalacaktır. Tanındığı anda tarihsel bir mesele olmaktan çıkacaktır. Kabul edilmesinin ardından her şey olabilir. Politik görüşmelere, güç dengelerine ve günün atmosferine bağlı. Ama ilk tamir ahlaki açıdan olmalı. Sonra sınırlar, finansal boyut konuşulur.



Faruk Loğoğlu (Türkiye’nin Washington Büyükelçisi)
: Ermeni düşünce yapısının içinde tabii bütün bu unsurlar var. Önce sözde soykırımın tanınması, arkasından da onu takip etmek üzere toprak talepleri, tazminat talepleri gibi unsurlar da onların gündeminde. Bunlar bu safhalarda fazla dillendirilmiyor; ama tabloya baktıklarında resmi bu şekilde gördükleri kesin.


Derya Tulga: Türkiye’nin bunu tanıdığını farzet, arkasından bir şeyin gelmesi veya gelmemesi? Ben size diyorum, siz soykırımı tanımasanız da sizden toprak istese, tanısanız da toprak istese Türkiye yine savaşacaktır. Bunu Taner Akçam da gitmiş söylemiş onlara. Siz bu adamlara ‘toprak istiyoruz’ derseniz sizle savaşıyoruz demektir. Siz gelin yine tazminat isteyin. Tazminata gelince... Tazminat nasıl alınacak? Amerikan mahkemelerinde bunlar aynı Yahudilerin yaptığı gibi kolektif davalar açacaklar. Bunun için de soykırımın tanınması zaten şart değil ki.”



1915 olaylarına ilişkin ortak komite kurma önerisinin Ermenistan’da olumsuz karşılanmasının ardından, AKP hükümeti şimdi politika değişikliğine gidiyor. Kısa süre öncesine kadar savunulan “konuyu tarihçilere bırakalım” politikasının yerine, iddiaları çürütmek konusunda daha aktif bir tavır sergileneceği belirtiliyor. Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye’nin, kısa vadeli politika değişiklikleriyle, Ermeni sorunu konusundaki uluslararası baskı ve kuşatılmışlıkla nasıl başa çıkacağını ise zaman gösterecek.

~ALINTIDIR~
__________________







Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz aktif değil dir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:18 .


Powered by vBulletin® Version 3.6.8
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.1.0
Abonem.COM
Abonem Toplist

Arama - Toplist - Sohbet - Chat - muhabbet


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238