![]() |
|
||||
Ermeni sorunu (2): Belgeler 1915’te yaşananlar, II. Dünya Savaşı sonrasına adeta unutuldu. Ancak Nazi Almanyası’nın Yahudileri kamplara toplayıp bilinçli biçimde yok etmesi, yeni bir kavramı gündeme getirdi; jenosit yani soykırım. Jenosit bir etnisitenin bilinçli biçimde, bilerek, isteyerek ortadan kaldırılmasını amaçlamak anlamına geliyor. 1948’de Birleşmiş Milletler’de alınan kararla bu kavram uluslararası hukukun kilometre taşlarından biri oldu. Ermeniler bu karara dayanarak, 60’lı yılların başından itibaren 1915 olaylarının “soykırım” olarak kabul edilmesi gerektiğini savundu. Yine bu tarihten itibaren her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle farklı tezleri savundu. Karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalıştı. 60’lı yılların başından itibaren 1915’te yaşananlar Ermenilerce dünya kamuoyu gündemine taşınmaya başlandı. Bu yeni gündemin temel kavramı da, 2. Dünya Savaşı’nın ardından, 1948’de uluslararası hukuk literatürüne giren soykırım oldu. Soykırımının 1915’deki tehcir için de geçerli olduğunu savunan Ermeniler, “İttihat ve Terakki’nin, bilerek ve isteyerek Ermenileri yeryüzünden silmeye çalıştıklarını” iddia ettiler. Araştırmacı Taner AkçamTaner Akçam: 1948 BM tanımlarına göre başka türlü anlatabilmek mümkün değil, ama başka da anlatılabilirler önemli değil. Zaten sorun bence ‘soykırım mıdır, değil midir’ değil. Niçin değil? Birincisi bugün uluslararası ceza hukukuna göre insanlık suçu, savaş suçu ve soykırım suçu yani üç büyük kitlesel suç arasında sınırlar zaten kaybolmuştur. Bence Türkiye’deki asıl problem, İttihat ve Terakki Partisi’nin yaptığı bir suç mudur, hata mıdır, değil midir? Zannediyorum asıl tartışma o. Türkiye’deki bir grup insan ve devletimiz 90 yıldır şunu söylüyor. ‘Bir devlet eğer vatandaşlarını kendisi için tehdit olarak görüyorsa sürebilir. Bunda bir mahsur yoktur. Artı ekliyor, ‘Sürdüğü sırada bu vatandaşlarının büyük bir kısmı ölürse bunda da hiçbir mahsur yoktur. Burada ortada suç teşkil edecek bir durum yoktur. Dolayısıyla üstünde konuşulacak bir şey yoktur. Devletin almış olduğu normal bir uygulamadır’ deniyor. Araştırmacı Derya TulgaDerya Tulga: Esasen Türkiye tarihinde düşünürsen, mesela bizim Fatih Sultan Mehmet döneminde bir Larende olayı var. Halkı Türk-Müslüman... Tamamını kesmiş Osmanlı o zaman. Osmanlı kronikleri de bunu kitabına uydurmuş. Resmen soykırım işte. Türk Türke soykırım yapmaz diye birşey yok. Osmanlı gelmiş Karamanlıyı kesmiş. Karamanlılar hala bugün onu fısıldarlar. O Larende olayını. Resmen soykırımdır. Yapıldıysa yapıldı deriz. Neden korkacağız? Üstelik deniyor ki “Bu kadar şey ortada”. Ne varsa çıkarsınlar. Hayır soykırım değil ama eğer bir şey istiyorlarsa, çok büyük bir ihmal var ortada. Diyorum size o tarihte o kadar insanı pikniğe çıkarsanız 100 bini ölürdü zaten. Nereye götürüyorsun yani? BELGELERİN NASIL YORUMLANIYOR? Kimilerine göre öldürmeler karşılıklı olmuştur, kimilerine göre ölenlerin sayısı arasında eşitlik vardır. Kimilerine göre de bir kişi bile ölse ortada bir suç vardır. 1915 tehciri üzerine Türk tarafı da, Ermeni diasporası da ortaya belgeler koyuyor. Ancak belgeler üzerinde hala fikir birliği yok. O kadar ki, üzerinde fikir birliği oluşan belgeler bile farklı yorumlanabiliyor taraflarca... Vahan Dadrian: Ermeni meselesinde iki tür belge var. Bir resmi belge, ‘Dahiliye Vekaleti’nden geliyor. “Koruyun, ekmek verin” diye. Bir de gizli belge var, gayrıresmi. Partiden geliyor ki, partinin hiçbir hükümet tarafı yoktur. O zaman diyor ki: “Ermeni kafileler uzaklaşınca harekete geçin ve öldürün.” CHP Milletvekili ve eski büyükelçi Şükrü ElekdağŞükrü Elekdağ: Bu konuda ileri sürdükleri bazı hatırat var. Bunlar savaş sırasında çıkarmış oldukları propaganda kitaplarıdır. Bunlardan bir tanesi Aram Andonyan’ın yazmış olduğu ve 1920 yılında Paris’te yayınlanmış olan Talat Paşa Telgrafları kitabıdır. Bu kitap herhangi bir şekilde bir kaynağa istinat etmiyor. İkinci yararlandıkları kitap Büyükelçi Morgentau’nun Öyküsü diye bir kitaptır. Morgentau kimdir? 1914-1916 arasında İstanbul’da Amerika’nın büyükelçiliğini yapmıştır. Bu kişi emekli olduktan sonra 1918’de New York’ta bir kitap bastırmıştır. Kitabın içinde aynen Andonyan’ınkinde olduğu gibi Osmanlı’nın bu soykırımı tam anlamıyla planlanmış bir şekilde Doğu Anadolu’da uyguladıklarını, bunun esas itibarı ile amacının Ermenileri yok etmek olduğunu ortaya koyuyuyor. Fakat bir başka Amerikalı tarihçi Lory, (Princeton Üniversitesi’nden) o da bir kitap yazdı, bu kitabın perde arkasını anlatan. ![]() Dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau Bu kitapta büyükelçinin kitabında yazılanların tamamen uydurma olduğu, bunların gerçekle hiçbir şekilde uyuşmadığı kanıtlandı. En sonunda Mavi Kitap dediğimiz kitap kaldı. Nedir bu Mavi Kitap? 1916’da İngiltere Hükümeti’nin desteğiyle ve parlamentosunun onayıyla yayınlanmış olan bir kitap. Bu Mavi Kitap’ın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından yayınlandığı ortaya çıkarıldı. Taner Akçam: Mavi Kitap’a ilişkin Elekdağ’ın ve daha sonra da CHP’nin politika olarak söyledikleri ve verdikleri bilgilerin hepsi yanlış. Bakın ben şuna itiraz etmiyorum. CHP desin ki; 1915’te böyle bir olay olmamıştır. Ama bunu dayandırdıkları bilgiler yanlış olmasın, niçin mi? Size tek tek sayayım. ‘Toynbee 1915’e ilişkin fikrini değiştirmiş’ diyor Şükrü Elekdağ. Yanlış! Toynbee 1915’e ilişkin fikrini hiçbir zaman değiştirmedi ve açık açık yazdı bunu. En azından 6-7 kitabında var. Toynbee diyor ki “Bu 1915 en büyük suçtur” ve benzeri ifadeler kullanıyor. Artı deniyor ki, Almanya hakkında Mavi Kitap yazıldı 1915 yılında. Bu Almanya hakkında Mavi Kitap’ı İngilizler yayınladı. Sonra deniyor ki, bu İngilizlerin Almanya hakkındaki Mavi Kitap’ı yalandır, palavradır, savaş propagandasıdır. Sonra diyorlar ki; İngiltere bundan dolayı Almanlardan özür diledi. Türkiye’den de özür dilesinler. Peki ben buradan Türkiye’deki okuyuculara şunu söyleyeyim. Bu noktaların her biri yalansa ne yapacaklar? Ben bir ayımı verdim, Şükrü Elekdağ’ın bu cümleleri nedeniyle. İki tane önemli kaynağı var. Birincisi Sonyel, ikincisi Justin McCarthy. İkisi de yalan söylüyorlar. 1925 yılı Ocak ayında İngiliz parlamentosunda yapılan toplantıda İngiltere resmen özür diledi deniyor. 1920’lerin Ocak ayında İngiliz Parlamentosu’nda yapılan toplantı yok. Şubat ayında başlıyor toplantı. Gidin belgelerini bulun. İngiltere hiçbir zaman özür dilemedi Almanya’dan ve Almanlar hakkındaki Mavi Kitap palavra değil. Araştırmacılar ispat ediyorlar bugün, tek tek kaynakları belli. Tarihçi Halil BerktayHalil Berktay: 1915’te olanlar çok büyük ölçüde o yıllarda dünya kamuoyunun bilgisine maloldu, Ermeniler bu konuda daha en ufak birşey yazmadan. Daha o yıllarda dünya kamuoyunun, tarihçilerin bilgilerine malolmuştu. Türk resmi söyleminin bir problemi şudur. ‘Türkiye’de varolan belgeler hariç herşey yalandır. Mavi Kitap hayal mahsulüdür, Toynbee yalan yazmıştır, sonra özeleştirisini yapmıştır. Lepsius arşivlerinde bulunan tüm belgeler hayal mahsulüdür, bunların hiçbiri doğru değil’ deniyor. Varolan dünya literatürü çok ciddi bir literatürdür ve aynı zamanda 70-80 yılda dünya kamuoyuna malolmuştur. Tarihçi Andrew MangoAndrew Mango: Mavi Kitap bir propaganda derlemesi. Tümü uydurma değil. Ama iki mesele var. Tek taraflıdır. Bunlar Ermenilerin kurban olduğu mezalimden bahsediyor. Türklerin uğradığı mezalimden bahsetmiyor. İkincisi, belge hakiki olabilir ama belge gerçeği yansıtmayabilir. Derya Tulga: Türk tarihçisi görevini yapmıyor. Türk tarihçisi görevini yapmayınca Türk siyasetçisinin elinde belge yok. Şu Mavi Kitap konusu mesela. Çok eleştiri geldi, haklı adamlar da... Adamlar daha Mavi Kitap’ın ne olduğunu okumamışlar. Mavi Kitap İngiltere tarafından daha 1919 yılında İngiltere tarafından geri çekilmiş. Nasıl çekilmiş? Paris’te Barış Konferansı toplanıyor. Bir de komisyon var, Türkiyeyi cezalandıran komisyon. ![]() Tehcirden sonra kampta Ermeniler Cezalandırma komisyonu Ermenilere dayandırarak bir liste çıkartıyor, ’200 bin kişi ölmüştür’ diye. Mavi Kitap 600 bin diyor, onu artırmanız da lazım, 1 milyona kadar bir ölü sayısı veriyor Mavi Kitap. İngiltere 1919 yılında, Mavi Kitap’tan üç yıl sonra... Bakın o tarihte çıkan kitaplar; Lepsius çıkmış, Morgentau çıkmış, Mavi Kitap çıkmış daha nice şeyler çıkmış. İki milyona kadar olan iddialar var. İngiltere diyor ki ‘Hayır ben Ermenilere sordum. 200 bin kişiymiş’ nokta, bitti. Arkadan da diyor ki, bunun hukuki bir bazı da yoktur, biz mahkeme yapamayız. Konu bitti. Biz dönüyoruz, bu 1919’dan önceye gidiyoruz. ‘Mavi Kitap var mıydı yok muydu?’ Kardeşim bunu sizin tarihçi olarak bilmeniz lazım. TALAT PAŞA’NIN TELGRAFI 1915’te yaşanan olaylara ilişkin belgeler arasında bir başka tartışma konusu da Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın telgrafları. Soykırımı savunanlar, bu telgrafları tezlerine delil olarak kullanırken, aynı telgraflar Türk resmi tezi tarafından farklı değerlendiriyor. Bunlar içinde en çok tartışma yaratanlardan birisi, Talat Paşa’nın Diyarbakır Valisi’ne 12 Temmuz 1915’te gönderdiği telgraf: ![]() Talat Paşa'nın telgrafı “Diyarbakır Valiliğine, Son zamanlarda vilâyet dahilindeki Ermeniler ile diğer bütün hıristiyanlara da katliamlar yapıldığı ve bu cümleden olarak, daha sonra Diyarbakır’dan gönderilen kişiler vasıtasıyla, Mardin’de Marhasa ile Ermeniler arasındaki diğer hıristiyan ahaliden, yediyüz kişinin geceleri şehirden dışarı çıkarılarak koyun gibi boğazlattırıldığı ve şimdiye kadar bu katliamlarda öldürülenlerin iki bin kişi tahmin olunduğu ve buna ivedilikle ve kesin olarak son verilmezse çevre vilâyetteki müslümanların da ayaklanarak bütün hıristiyanları katletmelerinden korkulduğu, haber alınmıştır. Ermeniler için düşünülen siyasî tedbirlerle, onların kontrol altında tutulmasına yönelik tedbirlerin, diğer hırıstiyanlara da uygulanacak şekilde genişletilmesi kesinlikle uygun olmadığından, kamuoyu üzerinde çok kötü etkiler bırakacak ve bilhassa bunun üzerine hırıstiyanların hayatını tehlikeye sokacak bu türden olaylara derhal son verilmesi ve gerçeklerin açıklığa kavuşturulması. Talat Paşa, Dahiliye Nazırı” Talat Paşa’nın bu telgrafı, özellikle Taner Akçam ve Halil Berktay açısından Ermenilere soykırım uygulandığının en önemli ipuçlarından biri. Ancak Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, telgrafın bu şekilde yorumlanmasına itirazı var. TTK Başkanı Yusuf HalaçoğluYusuf Halaçoğlu: Bakın Osmanlı belgelerinin dilini bilmiyorlar. Bugünkü gibi bir belge yazılacak zannediyorlar. Hiçbir belgede Osmanlılar böyle yazmazlar. Şimdi Talat Paşa tarafından gönderildiğini söyledikleri belgede buna hiç dikkat etmiyor kimse... Ayrıca Osmanlıca bilmiyorlar. İstihbar etmek kelimesini istihbaratla karıştırıyorlar ve Teşkilatı Mahsusa zannediyorlar. İstihbar, haber alınmak demektir, istihbarat değildir. Eğer devlet açık verecekse yüz binlerce belge var bundan. Bunların içerisinde hepsinde çok titiz davransa bile açık verirdi. Bunların hiçbirinde katledin diye -ima da olsa- bir bilgi yok. Tam tersine halkın karıştırılmaması, saldırıların önlenmesi emredilmiştir. Ne kadar başarılmıştır? Belki de çok başarılı olunamamıştır. Çünkü bir ordunuz Kafkasya’da, bir ordunuz İstanbul’da, bir ordunuz Suriye’de. Elinizdeki kuvvet az. Ancak 10 jandarma veriliyor kafileye, bunlar öyle götürülüyor. Ondan sonra diyorlar ki, jandarmalar kafileyi katletti. İkibin kişiyi on kişi katledemez ki. ARŞİVLER TARTIŞILIYOR Dahiliye Nazırı Talat PaşaTalat Paşa’nın telgrafları, dönemin kahramanlarının hatıraları, yazılan kitaplar kadar, ülkelerin arşivleri de tartışma konusu. Her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle tezlerini savunuyor ve karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalışıyor. Çeşitli devletlerin arşivlerinden çıkartılan belgeler üzerindeki tartışma, arşivlerle ilgili karşılıklı suçlamaları da beraberinde getiriyor. Taner Akçam: Genelkurmay arşivleri bütün bilim adamlarına açık değildir. Son derece zor izin verilerek çalışma yapılabilir ve tesadüfen çalışma izni alan birkaç kişi de orada çalışma koşullarında başlarına gelenleri anlatırlar, biz de biliriz. Oradaki arşivler Genelkurmay arşivleri esas olarak kapalıdır. Birincisi, aradan 90 yıl geçmiş ve biz hala arşivlerdeki durumu konuşuyorsak tuhaf bir durum var demektir. İkincisi, Genelkurmay arşivlerinde, örneğin İstanbul Divan-ı Harbi Örfi dediğimiz İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki yargılanmalara ilişkin dosya evraklarının olduğunu tahmin ediyoruz. Niçin? Çünkü 1922 Kasımı’nda İstanbul devralındıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından oradaki sıkıyönetim belgeleri Ankara’ya gitmiş olsa gerekir. Çünkü bu belgeler İstanbul’da değil, hiçbir yerde değil. En azından İstanbul mahkemelerinin soruşturma dosyaları elimizde olursa, inanılmaz önemde bilgilere sahip olacağız. Yusuf Halaçoğlu: Cumhuriyet arşivinin hepsini açsınlar, Taşnak yazışmalarını da açsınlar. Hınçak’ın, Boston’dakini de Kudüs’tekini de açsınlar. Onlar açtığı zaman ne çıkacak biliyor musunuz? ![]() Ermeni çetelerinden biri Taşnak’la veya Hınçak’la İngiltere’nin, Fransa’nın diğer ülkelerin yazışmaları çıkacak ortaya. Bunların Anadolu’daki militanlarının merkeze gönderdikleri raporlar çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmadan bizim ortaya koyduğumuz belgeler Ermenileri susturamaz yoksa. DİASPORA SESİNİ DUYURUYOR “Ermeniler soykırıma uğratıldılar” açıklamalarının dünya kamuoyuna yansıtılması, 1960’lı yılların başında gerçekleşti. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa olmak üzere, gittikleri ülkelerde yavaş yavaş söz sahibi olmaya başlayan Ermeniler, yani diaspora, sesini duyurmaya başladı. Hızla örgütlenen Ermenileri bir arada tutan 1915’in anılarıydı. Anma törenleri düzenlediler, onlarca kitap yayınladılar, oluşturdukları lobilerle bulundukları ülkenin hükümetlerini baskı altında tuttular ve soykırımının tanınması için her fırsattan yararlandılar. ![]() Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı Laurent Leylekyan Laurent Leylekyan (Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı): Bu konuda çok ciddi uluslararası çalışma var. 60’lı yıllara kadar ortada 3-4 kitap dışında ciddi kaynak yoktu. Ama o zamandan beri pek çok araştırma yayınlandı. İngiltere, Amerika, Avusturya tüm dünyada arşivler tarandı. Artık bizim için tarihsel bir soru yok ortada. Halil Berktay: 1960’lardan 70’lerden itibaren şöyle bir olay ortaya çıktı. Bir diaspora, Ermeni toplulukları gittikleri toplumlarda tutundular, güçlendiler ve şunu farketttiler: Kültürel olarak kendilerini birleştiren şey 1915’in anılarıdır. Bunun etrafında çok ciddi Ermeni lobileri dediğimiz olay ortaya çıktı. Şükrü Elekdağ: Ermeniler başlangıçta Avrupa’da ve Amerika’da kimliklerini bir süre muhafaza ettiler. O ülke halklarıyla kaynaştılar ancak asimile olma gibi bir durumla karşılaşılmadı. Fakat daha sonra bir asimilasyon başladı. Tabiatıyla böyle bir dönemde Ermeni milliyetçileri ve bilhassa Kilise bunun gelişmesini ve Ermenilerin kimliklerini kaybetmelerini istemediler. ![]() Batı ülkelerindeki Ermeni diasporasından bir grup. O bakımdan kimliklerini kaybetmemek için bunları Türk düşmanlığı etrafında topladılar. Yani bugün baktığınız zaman diasporadaki Ermenilerin kimlikleri Türk düşmanlığıyla özdeşleşmiştir. ASALA TERÖRÜ İlerleyen dönemde, Ermeni örgütleri faaliyetlerini illegal alana da taşıdı. Terör grupları oluşturuldu ve Türkler hedef alındı. Terörün en acımasız yöntemlerini benimseyen Ermeni örgütü ASALA, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına silahlı saldırılar düzenledi. O döneme kadar Ermeni meselesini yeterince dikkate almayan Türkiye, unuttuğu bir sorunla çok acı bir şekilde tekrar karşılaşıyordu. ![]() ASALA terörü Türkiye'nin yurtdışı büyükelçiliklerini hedef aldı. ![]() Tarihçi Justin McCarthy Justin McCarthy: Türkiye’nin yaptığı en büyük yanlış, bu konu hakkında hiç konuşmamak oldu. Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonrasında her şeyi konuşmaya, bütün arşivlerini açmaya, Ermeni meselesini tartışmaya başlamalıydı. Bunun yerine Türk diplomatlarının öldürülmesine kadar beklediler ve o zaman da bütün her şeyin üzerinden çok uzun zaman geçmiş, çok vakit kaybedilmişti. Bu zaman da Türkiye’nin aleyhine işlemiş ve bir önyargı oluşmuştu Türklere karşı. Ermeni milliyetçileri bu önyargıyı kullandılar ve Türkler de hiçbir şey yapmayarak sustular. Şükrü Elekdağ: Esasen biz de bir şeyler yaptık ancak bunlar sürekli olmadı ve uzun vadeli bir strateji çerçevesinde yapılmadı. Bir de yaptığımız işlerin karşısında Ermeni diasporası son derece örgütlüydü. Halil Berktay: Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojisi geçtiğimiz yıllarda, esas olarak da ellilerden, altmışlardan başlayarak bu 1915-16 olayını -adına ne dersek diyelim- kapsamlı bir şekilde reddetti. Bir önemli husus var. Bu reddediş ve bunun unsurları olarak anlattığı kültürel fragmanlar çok büyük ölçüde içe dönüktü ve içe dönük olmaya devam etmektedir. Mesele daima şu olmuştur: Kendi kamuoyumuzu ikna edelim ve buna alıştıralım. ![]() Tehcir sırasında Ermeniler Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin faaliyetleri, 60’lardan bugüne, yoğunluğunu artırarak devam etti. Türkiye ise, hangi iktidar olursa olsun, bugüne değin Türk halkına, yani içe dönük propagandanın dışında pek bir şey yapmadı. Soykırımı savunanlar, yıllarca savaş koşullarını ve bir devletin kendisi için tehlike olarak gördüğü bir duruma karşı geliştirdiği egemenlik refleksini yok saydı. Türkiye ise, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı tutarlı bir tavır sergileyemediği gibi, ne batılı ülkelerin olaylara ilişkin tutumunu sorgulayabildi, ne de 70’lerdeki terör saldırılarının hesabını sorabildi. Bugün gelinen noktada ise, gerek tek kutuplu dünyanın bilinen koşulları, gerekse yıllardır peşinde koşulan Avrupa Birliği üyeliğinin neredeyse başat koşullarından birisi olarak dayatılan “soykırımı” suçlaması, Türkiye’yi büyük bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunuyor. |
|
||||
Ermeni sorunu (3): Çözüm Ermeni sorununda gelinen noktada Avrupa Birliği üyeliğinin neredeyse başat koşullarından birisi olarak dayatılan “soykırımı tanıyın” çağrısı, Türkiye’yi bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunuyor. Hükümet bir politika değişikliğiyle bundan sonra daha aktif bir siyaset izleme kararı alırken, üçüncü ülkelerin soruna müdahalesi durumu daha da zorlaştırıyor. 'Ermeni Sorunu’, genellikle Türkiye kritik dönemlerden geçerken sahneye kondu. Tehcirin sorumlusu olarak gösterilen İttihat ve Terakki önderlerine birbiri ardına suikast düzenlendiğinde, Anadolu’da yeni bir ulus devletin kuruluş mücadelesi veriliyordu. 70’lerde ortaya çıkan Ermeni terörü, Kıbrıs Harekatı sonrası oluşan uluslararası baskı ortamında yoğunlaştı. Ermeni sorunu şimdi de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilmek için çaba gösterdiği günlerde, dozu giderek arttırılan bir konu olarak gündeme geliyor. Şükrü Elekdağ: Bugün de Ermenilerin Türkiye’ye karşı kullanıldığını gözlemlemekteyiz. Şimdi bazı Batılı devletler bunu Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanmak istemekte belli ödünler almak için Türkiye’den. Bazıları ise Türkiye’nin dış politikasını yönlendirmek ve AB yolunda Türkiye’nin önünü kesmek için kullanmaktadırlar. ![]() Taner Akçam: Daima eğer bir ülkenin içinde bir problem varsa, o ülkenin dışındakiler bu problemi kendi doğrultularında kullanmak isterler; bu genel kuraldır. Önemli olan şudur, eğer ortada bir sorun varsa biz bu sorunu sorun olmaktan nasıl çıkartırız. Onu kullanana, Avrupa bu konuyu kullanıyor diye Avrupa’ya bağırmak yerine ‘o sorunu sorun olmaktan nasıl çıkarırız’ diye düşünmemiz gerekiyor. Halil Berktay: Ermeni soykırımının tanınmasının Türkiye’ye herhangi bir şekilde dışarıdan uluslararası kuruluşlar tarafından, AB sürecinde veya üçüncü ülke parlamentoları tarafından dayatılmasına hatta üçüncü ülke parlamentolarının bu konuda kararlar almalarına karşıyım. Bu bana tarihin ahlak zabıtası rolüne soyunmak gibi geliyor. ![]() Parlamentolar karar alacaklarsa, kendi ülkelerinin karanlık sayfaları hakkında karar alsınlar.İngiliz veya Fransız parlamentoları Ermeni meselesi ile ilgili karar alacaklarsa, 19. yy sonu 20. yy başı emperyalizmi için bir özeleştiri yapsınlar ve Ermeni sorunu ile diğer milli meselelere müdahaleleri ve tarafları azdırmaları açısından özeleştiri yapsınlar. Bu mantığı sürdürürsek eğer, bence 1915 Ermeni sorunu konusunda karar alması anlamlı parlamento varsa, o da bir tek Türkiye Parlamentosu’dur. AB SÜRECİNDE ERMENİ SORUNU Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik müzakereleri için tarih aldığı 17 Aralık zirvesi, Ermeni sorununun gündemde uzunca bir süre kalacağını açıkça gösterdi. Gerçi zirvede soykırımın tanınması bir şart olarak sunulmadı ama Fransa ve Hollanda gibi bazı üyeler, müzakere sürecinde bu konuyu gündeme getireceklerini açıkça belirttiler. ![]() Bu dönemde, daha önce hiçbir aday ülkeye böyle bir yaklaşım sergilemeyen Avrupa Birliği, Türkiye’ye ‘tarihiyle yüzleşmesi’ni tavsiye etti. Bugün 1915’te soykırım yapıldığının Türkiye tarafından kabul edilmesi gereği artık tavsiyeyi aşmış, dayatmaya dönmüş durumda. ![]() Derya Tulga: Michel Rocard var bu eski Fransız başbakanlarından. Bu AB’ye Türkiye’nin girişini destekleyenlerden. Adam açıkça ‘Türkler biliyorlar’ dedi. ‘Ermeni soykırımını tanımadan Avrupa’ya adım atamazlar. Biliyorlar, kendilerine bildirildi. Bu bir yolla formüle edilip kabul edilecek.’ Yani mühim olan bizim gibi ayaktakımını uyutmak. Yutturabilirlerse şayet Türkiye bunu tanıyacak. Ben size bir şey daha söyleyeyim, bunun hiç yeni bir tarafı yok. Türkiye zaten yıllardır bu metotların peşinde. Halil Berktay: Bakın biz bunu kabul edersek, tehcirin büyük faciaya dönüştüğünü filan, adına ne derseniz deyin. Kabul edersek ardından toprak ve tazminat talepleri geleceği söz konusu değildir. Benim kanımca Türk Devleti, Türk Dışişleri, Genelkurmay herkes çok iyi bilmektedir ki aslında böyle toprak ve tazminat talepleri gelemez. Asıl mesele başka bir şeydir. ![]() Bu büyük psikolojik virajı nasıl alacaksınız meselesidir. Türkiye içinde ve dışında, Türkler arasında, Ermeniler arasında, Almanlar arasında ve İngilizler arasında şu çok yaygın olarak konuşuluyor: 17 Aralık 2004 zirvesi pazarlıkları sırasında Başbakan Erdoğan’ın heyetinde bulunan adı verilmeyen ama çok yüksek bir Türk diplomatı Avrupalı muhataplarına kabaca şöyle demiş. “Bizden kabul etmemizi, hatta hemen kabul etmemizi istiyorsunuz; ama nasıl kabul edebiliriz ki. 70 yıl inkar ettikten sonra” demiş. Bu, bütün problemi gözler önüne seriyor. TÜRKİYE’DEN SİYASİ GİRİŞİM 17 Aralık sonrası süreçte Türkiye üzerindeki baskı artarken, Ermeni sorununun çözümüne ilişkin yeni açılımlar da gündeme geldi. 8 Mart’ta bir araya gelen Başbakan Erdoğan ve CHP lideri Deniz Baykal, soykırım iddialarına karşı ortak hareket etme kararı aldı. Başbakan Erdoğan konuyla ilgili konuşmasında, ”AB içinde de bu konu sürekli önümüze getiriliyor. Aslı astarı olmayan iddialar netice vermez. İddia sahipleri iddialarında samimiyse, biz arşivlerimizi açtık. Gelin siz de açın, tarihçilerden oluşmuş bir heyet çalışsın, ardından atılması gereken adım neyse atarız” dedi. ![]() İktidar ve muhalefetin bu mutabakatının ardından, 13 Nisan’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oturum düzenlendi. Tüm partilerin onayıyla yayınlanan deklarasyonda tarihsel gerçeklerin gün ışığına çıkarılması istendi. Deklarasyonda, İngiltere’nin 1916 yılında yayımlanan Mavi Kitap’ının propaganda malzemesi olduğunu açıklaması ve Türkiye’den özür dilemesi talebi yer aldı. ![]() Şükrü Elekdağ: TBMM’de bu kitabın çürütülmesini sağlamak amacıyla İngiliz Parlamentosu’ndan bir talepte bulunuluyor. Söylenecek husus şu; daha önce Alman vahşetiyle ilgili kitap, İngiliz Parlamentosu tarafından bunun bir savaş propaganda malzemesi olduğunu tanımak suretiyle çürütüldü. Şimdi aynı hareketi Türkiye ile ilgili olan Mavi Kitap için de yapın. Derya Tulga: Mavi Kitap kendi kendini naksetmiş bir kitap. Farzedin ki İngiltere, ‘soykırım olmamıştır’ dedi. Ne olacak? Zaten dedi İngiltere. ‘Aa İngiltere bunu dedi’ mi diyecekler? Ucuz bir zafer mi kazanmak mı istiyorlar. Git Fransa’ya dedirttir. Fransa ‘var’ diyor. Neden İngiltere’nin üstüne gidiyorsun ki. ERMENİSTAN’A MEKTUP Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki mutabakatın ardından, Başbakan Erdoğan da Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’a bir mektup göndererek ortak komisyon kurulmasını önerdi. Bu öneri bazı tarihçilerden de destek buldu. ![]() Justin McCarthy: Bu konuyu tarihçilerden daha iyi bilecek ya da tartışacak kimse yoktur. Evinizde lavabonuz bozulsa muslukçu çağırırsınız siyasetçi değil. Siyasetçilerin yapması gereken, tarihçilere ‘biz sizi destekleyeceğiz ve söyleyeceklerinizi dinleyeceğiz’ demek ve onları çalışmaya teşvik etmek. Bence CHP ve AKP bu anlamda iyi bir iş yapıyorlar; bir araya geldiler ve tarihçilerden oluşan bir komisyonun bu konuda çalışması gerektiğini söylediler. ![]() Boris Mihailoviç: Bence bu konu bilimsel olarak araştırılmalı, yani bu konu politik çerçeveden çıkartılmalı. Bu konuyu araştıracak birçok tarihçinin ve bilim adamının dahil olacağı bir komisyon oluşturulmalı. Bu komisyonda sadece Ermeni ve Türkler değil aynı zamanda Avrupalı bilim adamları da yer almalı. Tüm dokümanlar, anı kayıtları ve arşivler incelenmeli. Burada dengelere dayalı politik bir oyun söz konusu ve ben bu politik oyunu çok ciddiyetsiz buluyorum. Yani Karabağ sorunu gibi birçok sorunu birbirine karıştırmak istiyorlar. Hırant Dink (Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni): Eğer Ermenistan kendi geleceğini ve tüm Ermenilerin geleceğini düşünüyorsa, Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunmalıdır. ![]() Ermeni sorununun konuşulması bugün Türkiye’de bir taleptir. Bu talebe katkıda bulunulmalıdır. Tarihi tartışmayabilir ama tarihin konuşulması konusunda katkıda bulunmalıdır. Tartışmasın ama konuşsun ve şunu da unutmasın: Türkiye aslında tarihe ilişkin gerçeği bilmiyor. Ne biliyorsa şu an onu söylüyor. Dolayısıyla şu an Türkiye’nin karşılıklı bilgi değişimine ihtiyacı var tarihe ilişkin. Ve Türkiye buna hazır olduğunu da söylüyor. Bence bu cevabı kesinlikle bir yana itmemesi lazım Ermeni dünyasının. Ne var ki Türkiye’nin, 1915 olaylarının ortak bir komite tarafından incelenmesi önerisi, Ermeni muhatapları tarafından sıcak karşılanmadı. ![]() Andranik Markaryan (Ermenistan Başbakanı): Bunu iki tarafın tarihçilerinin tartışması, mantığa yakın gelmiyor. Biz soykırım oldu mu olmadı mı bunu tartışmayacağız. Biz soykırım nasıl tanınacak, tanınma şekillerini konuşacağız. 1 milyon insan mı 1.5 milyon insan mı öldü bunu tartışacağız. Olup olmadığı tartışma konusu değil. Soykırım iddialarının kabulünü diplomatik ve ekonomik ilişki için başat bir sorun olarak ortaya koymuyoruz. İddialar bizim için ana şart değildir ancak çözümlenmesi gerekmektedir. Vartan Oskanyan (Ermenistan Dışişleri Bakanı): Türk tarafından, tarihçilerin bir araya gelmesi ve arşivlere bakıp soykırımın olup olmadığının araştırılması konusunda teklifler hep yapılagelmiştir. ![]() Bizim buna tepkimiz hep aynı oldu. Biz, hükümet düzeyinde bunu tartışamayız; çünkü tarihi yeniden yazamayız. Bizim için bu çok açık. Bakın çok açık konuşuyorum. Türkiye eğer ‘soykırım iddialarını bir kenara koyalım ve diplomatik ilişki kuralım, sınırı açalım’ derse biz yarın kabul ederiz. Hiçbir önkoşul öne sürmüyoruz. Ne Karabağ, ne sınır sorunu... Böyle bir diyalog başarının ilk adımıdır. Ermenistan ilk adımı atmak istiyor ve top artık Türkiye’dedir. SOYKIRIM TARTIŞILMAZ İDDİASI Ermeni dünyasında, yani hem Ermenistan yönetiminin, hem de diasporanın asla ödün vermeyeceklerini söyledikleri, “Soykırım tartışılmaz, yalnızca kabul edilir” görüşü birleştikleri tek konu. Diaspora, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini fazla umursamazken, Ermenistan yöneticileri ilişkilerin iyileştirilmesi için soykırımın kabulünü önşart olarak ileri sürmeyeceklerini söylüyorlar. Soykırımın tanınması halinde, arkasından ne gibi taleplerin gelebileceğini kimse tahmin edemiyor. ![]() Anthony Barsamyan (Amerikan Ermeni Asamblesi Direktörü): Ermeni Asamblesi’nin görüşü şöyle: Soykırımın sonuçlarına hükümetler karar verecek. Türkiye soykırımı tanıdıktan sonra bir araya gelip, bu tanımanın sonuçlarının ne olacağına karar vermek tamamen Türk ve Ermeni hükümetlerine kalacak. Ermeni soykırımı konusu aslında çok basit bir konu. Bir gerçek var, o da Ermeni soykırımının yaşanmış olması. Sınırların açılması, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Türkiye’nin Dağlık Karabağ konusunda Ermenistan ile ilişkileri gibi çok daha karmaşık konular da var. ![]() Bütün bu meseleler hükümetler arasında tartışılmalı. Ermeni Asamblesi temel olarak soykırımın Türk Hükümeti’nce tanınması ile ilgileniyor. Soykırımın tanınmasının ardından ne geleceği konusunda her Ermeni’nin farklı bir görüşü vardır. Ama bence bu konuyu ele alması gereken Türk ve Ermeni hükümetleridir. ![]() Lourent Leylekyan (Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı): Bu soykırım reddedildiği sürece, sorun siyasi boyutta kalacaktır. Tanındığı anda tarihsel bir mesele olmaktan çıkacaktır. Kabul edilmesinin ardından her şey olabilir. Politik görüşmelere, güç dengelerine ve günün atmosferine bağlı. Ama ilk tamir ahlaki açıdan olmalı. Sonra sınırlar, finansal boyut konuşulur. Faruk Loğoğlu (Türkiye’nin Washington Büyükelçisi): Ermeni düşünce yapısının içinde tabii bütün bu unsurlar var. Önce sözde soykırımın tanınması, arkasından da onu takip etmek üzere toprak talepleri, tazminat talepleri gibi unsurlar da onların gündeminde. Bunlar bu safhalarda fazla dillendirilmiyor; ama tabloya baktıklarında resmi bu şekilde gördükleri kesin. Derya Tulga: Türkiye’nin bunu tanıdığını farzet, arkasından bir şeyin gelmesi veya gelmemesi? Ben size diyorum, siz soykırımı tanımasanız da sizden toprak istese, tanısanız da toprak istese Türkiye yine savaşacaktır. Bunu Taner Akçam da gitmiş söylemiş onlara. Siz bu adamlara ‘toprak istiyoruz’ derseniz sizle savaşıyoruz demektir. Siz gelin yine tazminat isteyin. Tazminata gelince... Tazminat nasıl alınacak? Amerikan mahkemelerinde bunlar aynı Yahudilerin yaptığı gibi kolektif davalar açacaklar. Bunun için de soykırımın tanınması zaten şart değil ki.” ![]() 1915 olaylarına ilişkin ortak komite kurma önerisinin Ermenistan’da olumsuz karşılanmasının ardından, AKP hükümeti şimdi politika değişikliğine gidiyor. Kısa süre öncesine kadar savunulan “konuyu tarihçilere bırakalım” politikasının yerine, iddiaları çürütmek konusunda daha aktif bir tavır sergileneceği belirtiliyor. Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye’nin, kısa vadeli politika değişiklikleriyle, Ermeni sorunu konusundaki uluslararası baskı ve kuşatılmışlıkla nasıl başa çıkacağını ise zaman gösterecek. ~ALINTIDIR~ |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Arama - Toplist - Sohbet - Chat - muhabbet